İngilizce ögreniyorum

İngilizce ögreniyorum »İngilizce ögreniyorum parts of speech İngilizcede sekiz sözbölüğü vardır. İngilizce sözcüklerin her biri bu sekiz türden birine aittir. Ancak,...

İngilizce ögreniyorum

İngilizce ögreniyorum



parts of speech


İngilizcede sekiz sözbölüğü vardır. İngilizce sözcüklerin her biri bu sekiz türden birine aittir. Ancak, çeşitli anlam ve kullanılışı olan bir sözcük bu gruplardan birden fazlasına girebilir. Bu bakımdan birçok sözcük için sekiz gruptan şu gruba aittir demek mümkün değildir. Sadece o kullanılışıyla hangi gruba ait olduğu söylenebilir. Aynı sözcük başka bir anlamda kullanılışıyla diğer bir grup içinde yer alabilir.




Örneğin fast sözcüğü,




"oruç" anlamında isim
"oruç tutmak" anlamında fiil
"hızlı" anlamında sıfat
"hızlı, hızlı olarak" anlamında zarf


olarak kullanılabilir. Birçok sözcük için de durum aynıdır. Bu bakımdan bir sözcüğü öğrenirken onun anlamlarını ve bu anlamlardayken hangi grupta olduğunu da bellemek gerekir.


Sözünü ettiğimiz sekiz sözbölüğü şunlardır: Parantez içinde verilen örnek sözcüklerden bazılarının yukarıda sözünü ettiğimiz gibi birden fazla grup içinde olabileceğini hatırdan çıkarmayınız.




1.NOUNS - isimler (table, beauty, Helen, army)


2. ADJECTIVES - sıfatlar (good, white, this, every, what, some, my)


3. PRONOUNS - zamirler (you, he, this, each, himself, many, which)


4. VERBS - fiiller (go, learn, have, write)


5. ADVERBS - zarflar (quickly, badly, now, here)


6. PREPOSITIONS - edatlar (in, on, under, across, since)


7. CONJUNCTIONS - bağlaçlar (and, or, so, but)


8. INTERJECTIONS - ünlemler (Hey! Oh! Heaven!)


NOUNS-İSİMLER[/size]common nouns - cins isimlerproper nouns - özel isimlerabstract nouns - soyut isimlercollective nouns - topluluk isimlericompound nouns - birleşik isimlerismin tanımıVarlıklara ad olan sözcüklere isim denir. İsimler, insan, hayvan eşya gibi varlıkları ve soyut kavramları adlandıran sözcüklerdir.tree (ağaç) Marybook (kitap) Ankarahouse (ev)Englanddog (köpek) Mrs Millerman (adam) Ahmetstudent (öğrenci) Turkeycrowd (kalabalık) beauty (güzellik)group (grup) happiness (mutluluk)team (takım) courage (cesaret)army (ordu) whiteness (beyazlık)class (sınıf) health (sağlık)flock (sürü) poverty (yoksulluk)sözcükleri birer isimdir. Bunlar tanımda belirttiğimiz şeyleri adlandırmaktadırlar.isimlerin türleriİngilizcede isimler genel olarak Türkçede olduğu gibidirler. Bunların türlerini ve özelliklerini sırayla görelim:İngilizcede isimler aşağıda gördüğümüz dört gruptan birine girerler.1. common nouns /'komın naunz/ cins isimler2. proper nouns /'propı naunz/ özel isimler3. abstract nouns /'ebstrekt naunz/ soyut isimler4. collective nouns /kı'lektiv naunz/ topluluk isimleriBu grupları teker teker ele alıp inceleyelim :1. common nouns - cins isimlerTanımdaki örneklerin ilk bölümünde bulunan tree, house, man, dog gibi sözcükler common nouns sınıfındandırlar. Bunlar gösterdikleri varlıkların tümüne aittirler. Örneğin, tree (ağaç) sözcüğü tüm ağaç cinsinin ismidir; student (öğrenci) sözcüğü tüm öğrenciler için kullanılan bir isimdir.table (masa) radio (radyo)girl (kız) cat (kedi)horse (at) shop (dükkân)teacher (öğretmen) father (baba)sözcükleri isimlendirdikleri türün hepsine isim olan ve hepsi tarafından paylaşılan isimlerdir. Bunlar birer common noun - cins isimdir.2. proper nouns - özel isimlerYukarıda gördüğümüz ve bir türün hepsine ait olan isimlere karşın, sadece bir tek şeye ait olan ve yalnız onu belirten isimler vardır. Bunlara proper nouns - özel isimler denir. Çoğunlukla şahıs, yer gibi varlıklara ait olan bu özel isimler Mary, Almanya, Paris, Konya, Mr Brown gibi bir tek şahıs veya yere ait olan, sadece onu gösteren sözcüklerdir.Tom HimalayaMiss Smith BerlinSelma Mr Greenİstanbul İspanyaNew York LondonÖzel isimlerin baş harfleri daima büyük harfle yazılır.3. abstract nouns - soyut isimlerElle tutulup gözle görülen ve yukarıda gördüğümüz tür isimlerle isimlendirilen varlıklardan başka, birer kavram, nitelik, durum gösteren isimler vardır ki bunlar abstract nouns - soyut isimler türünü oluştururlar.goodness (iyilik) joy (sevinç)length (uzunluk) poverty (yoksulluk)belief (inanç) charm (cazibe)beauty (güzellik) hope (ümit)fear (korku) hunger (açlık)4. collective nouns - topluluk isimleriAynı cinsten birçok varlığı topluca adlandıran, onları bir bütün olarak belirten sözcüklere collective nouns - topluluk isimleri denir. Örneğin, forest (orman), crowd (kalabalık), audience (dinleyiciler), cattle (sürü) gibi isimler ağaç, insan, hayvan topluluklarını bir bütün olarak adlandırırlar.committee (kurul) group (grup)class (sınıf) family (aile)compound nouns - birleşik isimlerDört grupta topladığımız isimlerin bazıları birleşerek compound nouns birleşik isimler meydana getirirler. Bunların bazıları birleşik, bazıları ise aralarında (-) işareti ile yazılırlar.teapot (çaydanlık) armchair (koltuk)bedroom (yatak odası) maid-servant (kadın hizmetçi)civil servant (memur) childcare (çocuk bakımı)newspaper (gazete) shoemaker (ayakkabıcı)bookseller (kitapçı) housewife (ev hanımı)İsimlerin dört türünü ve bazı isimlerin birleşerek meydana getirdikleri birleşik isimleri gördükten sonra İngilizce isimlerde dişilik, erkeklik, cinsiyetsizlik durumlarını belirleyen (gender /'cendı/ - cins) konusunu, bundan sonra isimlerin nasıl çoğul hale getirileceğini açıklayan (plural /pluı:rıl/ - çoğul) konusunu, daha sonra da isimlerin cümle içindeki halini açıklayan (case /keys/ - hal) konularını inceleyerek isim konusunu tamamlayacağız.



NOUNS-İSİMLER


[/size]common nouns - cins isimler
[/size]proper nouns - özel isimler
[/size]abstract nouns - soyut isimler
[/size]collective nouns - topluluk isimleri
[/size]compound nouns - birleşik isimler

[/size]ismin tanımı


[/size]Varlıklara ad olan sözcüklere isim denir. İsimler, insan, hayvan eşya gibi varlıkları ve soyut kavramları adlandıran sözcüklerdir.

[/size]tree (ağaç) Mary
[/size]book (kitap) Ankara
[/size]house (ev)England
[/size]dog (köpek) Mrs Miller
[/size]man (adam) Ahmet
[/size]student (öğrenci) Turkey

[/size]crowd (kalabalık) beauty (güzellik)
[/size]group (grup) happiness (mutluluk)
[/size]team (takım) courage (cesaret)
[/size]army (ordu) whiteness (beyazlık)
[/size]class (sınıf) health (sağlık)
[/size]flock (sürü) poverty (yoksulluk)

[/size]sözcükleri birer isimdir. Bunlar tanımda belirttiğimiz şeyleri adlandırmaktadırlar.



[/size]isimlerin türleri


[/size]İngilizcede isimler genel olarak Türkçede olduğu gibidirler. Bunların türlerini ve özelliklerini sırayla görelim:

[/size]İngilizcede isimler aşağıda gördüğümüz dört gruptan birine girerler.

[/size]1. common nouns /'komın naunz/ cins isimler
[/size]2. proper nouns /'propı naunz/ özel isimler
[/size]3. abstract nouns /'ebstrekt naunz/ soyut isimler
[/size]4. collective nouns /kı'lektiv naunz/ topluluk isimleri


[/size]Bu grupları teker teker ele alıp inceleyelim :






[/size]1. common nouns - cins isimler

[/size]Tanımdaki örneklerin ilk bölümünde bulunan tree, house, man, dog gibi sözcükler common nouns sınıfındandırlar. Bunlar gösterdikleri varlıkların tümüne aittirler. Örneğin, tree (ağaç) sözcüğü tüm ağaç cinsinin ismidir; student (öğrenci) sözcüğü tüm öğrenciler için kullanılan bir isimdir.


[/size]table (masa) radio (radyo)
[/size]girl (kız) cat (kedi)
[/size]horse (at) shop (dükkân)
[/size]teacher (öğretmen) father (baba)


[/size]sözcükleri isimlendirdikleri türün hepsine isim olan ve hepsi tarafından paylaşılan isimlerdir. Bunlar birer common noun - cins isimdir.


[/size]2. proper nouns - özel isimler

[/size]Yukarıda gördüğümüz ve bir türün hepsine ait olan isimlere karşın, sadece bir tek şeye ait olan ve yalnız onu belirten isimler vardır. Bunlara proper nouns - özel isimler denir. Çoğunlukla şahıs, yer gibi varlıklara ait olan bu özel isimler Mary, Almanya, Paris, Konya, Mr Brown gibi bir tek şahıs veya yere ait olan, sadece onu gösteren sözcüklerdir.


[/size]Tom Himalaya
[/size]Miss Smith Berlin
[/size]Selma Mr Green
[/size]İstanbul İspanya
[/size]New York London

[/size]Özel isimlerin baş harfleri daima büyük harfle yazılır.


[/size]3. abstract nouns - soyut isimler

[/size]Elle tutulup gözle görülen ve yukarıda gördüğümüz tür isimlerle isimlendirilen varlıklardan başka, birer kavram, nitelik, durum gösteren isimler vardır ki bunlar abstract nouns - soyut isimler türünü oluştururlar.


[/size]goodness (iyilik) joy (sevinç)
[/size]length (uzunluk) poverty (yoksulluk)
[/size]belief (inanç) charm (cazibe)
[/size]beauty (güzellik) hope (ümit)
[/size]fear (korku) hunger (açlık)


[/size]4. collective nouns - topluluk isimleri

[/size]Aynı cinsten birçok varlığı topluca adlandıran, onları bir bütün olarak belirten sözcüklere collective nouns - topluluk isimleri denir. Örneğin, forest (orman), crowd (kalabalık), audience (dinleyiciler), cattle (sürü) gibi isimler ağaç, insan, hayvan topluluklarını bir bütün olarak adlandırırlar.

[/size]committee (kurul) group (grup)
[/size]class (sınıf) family (aile)


[/size]compound nouns - birleşik isimler

[/size]Dört grupta topladığımız isimlerin bazıları birleşerek compound nouns birleşik isimler meydana getirirler. Bunların bazıları birleşik, bazıları ise aralarında (-) işareti ile yazılırlar.

[/size]teapot (çaydanlık) armchair (koltuk)
[/size]bedroom (yatak odası) maid-servant (kadın hizmetçi)
[/size]civil servant (memur) childcare (çocuk bakımı)
[/size]newspaper (gazete) shoemaker (ayakkabıcı)
[/size]bookseller (kitapçı) housewife (ev hanımı)

[/size]İsimlerin dört türünü ve bazı isimlerin birleşerek meydana getirdikleri birleşik isimleri gördükten sonra İngilizce isimlerde dişilik, erkeklik, cinsiyetsizlik durumlarını belirleyen (gender /'cendı/ - cins) konusunu, bundan sonra isimlerin nasıl çoğul hale getirileceğini açıklayan (plural /pluı:rıl/ - çoğul) konusunu, daha sonra da isimlerin cümle içindeki halini açıklayan (case /keys/ - hal) konularını inceleyerek isim konusunu tamamlayacağız.

[/size]
GENDER /'cendı/ - CİNS


eril, dişil şekiller
İngilizcede isimlerin dişi, erkek veya cinsiyetsiz oluşları Almanca, Fransızca dillerinde olduğu gibi gramer bakımından değil gerçek anlamları ile saptanır.




1. eril (erkek) cins


Man (adam), father (baba), policeman (polis), boy (erkek çocuk) gibi gerçekten erkek varlıkları gösteren isimler masculine gender /meskyulin cendı/- eril cins'tir.






2. dişil (dişi) cins


Woman (kadın), mother (anne), girl (kız), aunt (teyze) gibi dişi cins varlıkları gösteren isimler feminine gender /feminin cendı/ - dişil cins'tir.


3. cinsiyetsiz


Table (masa), book (kitap), car (otomobil), ship (gemi) gibi cansız varlıkları gösteren isimler neuter gender /'nyu:tı cendı/ - cinsiyetsiz cins'tir.


4. ortak cins


Teacher (öğretmen), child (çocuk), parent (ebeveyn), friend (arkadaş) gibi her iki cinsten olabilecek varlıkları gösteren isimler common gender /komın cendı/ - ortak cins'tir.




eril isimlerin dişil şekilleri


Bazı eril isimler, sonlarına ekler getirilerek dişil şekline sokulurlar.


actor (aktör) actress (aktris)
host (erkek ev sahibi) hostess (kadın ev sahibi)
waiter (erkek garson) waitress (kadın garson)
conductor (biletçi) conductress (kadın biletçi)
hero (erkek kahraman) heroine (kadın kahraman)


Bazı isimlerin eril ve dişil şekilleri vardır.


prince (prens) princess (prenses)
bull (boğa) cow (inek)
cock (horoz) hen (tavuk)
boy (erkek çocuk) girl (kız çocuk)
uncle (amca, dayı) aunt (hala, teyze)
brother (erkek kardeş) sister (kız kardeş)
son (oğul) daughter (kız evlat)
husband (eş, koca) wife (eş, karı)
father (baba) mother (anne)
man (adam) woman (kadın)
lord (lord) lady (leydi)
nephew (erkek yeğen) niece (kız yeğen)
master (efendi) mistress (hanım)
bachelor (bekâr erkek) spinster (bekâr kadın)
widower (dul erkek) widow (dul kadın)


Bazı isimlere dişilik gösteren she, girl, woman gibi sözcükler eklenerek dişil cins isimler yapılır.


friend(arkadaş) girl-friend (kız arkadaş)
goat (keçi) she-goat (dişi keçi)
salesman (erkek satıcı) saleswoman (kadın satıcı)
spokesman (erkek sözcü) spokeswoman (kadın sözcü)
chairman (erkek başkan) chairwoman (kadın başkan)



CASES OF NOUNS - İSİMLERİN HALLERİ




possessive case /pı'zesiv keys/- mülkiyet hali


İsimlerin mülkiyet hali (tamlayan hali) aşağıdaki kurallara göre yapılır.


1. İsmin mülkiyet hali tekil isimlerin sonuna ('s) konularak yapılır.


the girl's hat kızın şapkası
the teacher's book öğretmenin kitabı
a policeman's shirt bir polisin gömleği


Mehmet's friend Mehmet'in arkadaşı
Tom's house Tom'un evi
the horse's legs atın bacakları
a child's toy bir çocuğun oyuncağı
Turkey's exports Türkiye'nin ihracatı


Sonu (s) ile bitmeyen çoğul isimler de ('s) ile mülkiyet haline girerler.


the women's shoes kadınların ayakkabıları
the children's toys çocukların oyuncakları
2. (s) ile sona eren çoğul isimlere sadece (') ilave edilir.


the girls' hats kızların şapkaları
the soldiers' barracks askerlerin kışlası
the students' school öğrencilerin okulu
the cows' horns ineklerin boynuzları
the dogs' tails köpeklerin kuyrukları


3. Sonu (s) ile biten özel isimler ('s) veya sadece (') alırlar. Her iki şekil de mümkündür:


Mr Jones's father Bay Jones'un babası
Mr Jones' father Bay Jones'un babası


4. Birleşik isimlerde son ismin sonuna ('s) ilave edilir.


His father-in-law's bag Kayınpederinin çantası
My mother-in-law's hat Kayınvalidemin şapkası


5. Bir şeye sahip olan kişiler birden fazlaysa sadece son isme ('s) ilave
edilerek mülkiyet haline sokulur.


Turgut and Selma's dog Turgut ve Selma'nın köpeği
The girl and her friend's Kız ve arkadaşının dairesi
flat
Your mother and father's Annen ve babanın odası
room




('s) ve (of) ile mülkiyet halinin kullanılışı


Genel olarak ('s) ile mülkiyet hali insan ve hayvanlar için kullanılır. Yani ('s) ilavesinin yapılacağı isim bir insan veya hayvan gösteren isim olmalıdır. Örneğin, man (adam), teacher (öğretmen), the pilot (pilot), Mr Smith (Mr Smith), the horse (at), the bird (kuş)


Selim's pen Selim'in kalemi
the workman's shoes işçinin ayakkabıları
the pilot's hat pilotun şapkası
the pilots' hats pilotların şapkaları
the cat's tail kedinin kuyruğu
the elephant's teeth filin dişleri
Gordon's friends Gordon'un arkadaşları
the soldiers' gun askerlerin silahı
the soldier's gun askerin silahı


Cansız varlıklara ait isimlerin mülkiyet hali bu isimlerin önüne of getirilerek yapılır.


of the door kapının
the key of the door kapının anahtarı


of the garden bahçenin
the walls of the garden bahçenin duvarları


of the church kilisenin
the doors of the church kilisenin kapıları


of the trees ağaçların
the leaves of the trees ağaçların yaprakları


of the room odanın
the window of the room odanın penceresi


of the table masanın
the legs of the table masanın ayakları


Cansızların mülkiyet halinin of ile yapılması kuralına uymayarak, insan ve hayvanlar için kullanılan ('s) ile mülkiyet hali yapılan isimler şunlardır:


a. Gemi ve diğer deniz araçları.


the ship's deck geminin güvertesi
the yacht's crew yatın tayfası


b. Zamanla ilgili sözcükler.


a week's holiday bir haftalık tatil
today's newspaper bugünün gazetesi
five days' work beş günlük iş
twenty minutes' break yirmi dakikalık istirahat
tomorrow's program yarının programı
an hour's time bir saatlik zaman
half a day's walk yarım günlük yürüyüş
yesterday's news dünün haberi
ten minutes' delay on dakikalık gecikme
an hour's wait bir saatlik bekleyiş


c. Para isimleriyle birlikte worth sözcüğü kullanıldığı takdirde.


fifty billion liras' worth of elli milyar liralık evler
houses
a dollar's worth of food bir dolarlık yiyecek
two pounds' worth of iki paund'luk çiçek
flowers


d. Bazı deyimlerdeki isimler.


a stone's throw bir taş atımı (mesafe)
the journey's end yolculuğun sonu
at his wit's end şaşırmış
in the mind's eye hayalde, düşte
the water's edge su kenarı


e. İşyeri gösteren isimler genellikle ('s) almış durumda kullanılarak onu izleyecek (sahip olunan) isim kaldırılır.


butcher's (butcher's shop) kasap (kasap dükkânı)
chemist's (chemist's shop) eczane (eczane dükkânı)


f. Bazı cümlelerde bu sözcüğü tekrarlamamak için sahip olan isme ('s) eklenerek sahip olunan isim kaldırılır.


This is my chair, and this is Bu benim sandalyem, bu annemin-
my mother's. kidir.
She brought your letters Sizin mektuplarınızı getirdi, fakat
but she didn't bring Tom's. Tom'unkini getirmedi.
Is it your book or your O senin kitabın mı yoksa kız kar-
sister's? deşininki mi?


Bu cümlelerde mother's isminden sonra chair, Tom's isminden sonra letters, sister's isminden sonra book tekrarlanmamıştır.


g. Bazı durumlarda bir cümlede hem of hem de ('s) ile yapılmış iki mülkiyet hali birden bulunur.


a friend of Hasan's Hasan'ın bir arkadaşı
a book of Hemingway's Hemingway'in bir kitabı
a play of Arthur Miller's Arthur Miller'in bir piyesi




('s) ve (of) kullanılmadan yapılmış isim tamlamaları


Türkçede olduğu gibi İngilizcede de iki isim yan yana gelerek bir tamlama yaparlar. Bu tamlamalar bazan iki yalın isimden, bazan bir isim ve ing alarak isim olmuş sözcükten oluşur.
college library kolej kitaplığı
garden gate bahçe kapısı
kitchen table mutfak masası
summer holiday yaz tatili
travel agent seyahat acentesi
winter clothes kış giysileri
petrol tank benzin deposu
tennis court tenis kortu
bottle-opener şişe açacağı
love story aşk öyküsü
car driver oto sürücüsü
traffic lights trafik ışıkları
river bank nehir kenarı


fruit picking meyve toplama
weight-lifting ağırlık kaldırma
stamp-collecting pul toplama
bird-watching kuş gözleme
surf-riding sörf yapma


waiting list bekleme listesi
fishing-rod balık oltası
dining-room yemek odası
driving licence sürücü belgesi
swimming pool yüzme havuzu
[/b][/size][/font]

Linkback: http://www.buyuknet.com/ingilizce-ogreniyorum-t35368.0.html

Benzer Konular

İngilizce Kalıplaşmış Cümleler

10.Sınıf İngilizce Workbook ve Coursebook Cevapları

İngilizce günlük konuşmalar

İngilizce hastalık isimleri

Yeni İngilizce Hikayeler 1 - Türkçe Tercümeli

İngilizce Meslek ve Tanıtımı

COMPARISON OF ADJECTIVES
SIFATLARIN KARŞILAŞTIRILMASI

Sıfatlar, sahip oldukları özelliklerin derecelerinin belirtilmesi bakımından (degrees of comparison - karşılaştırma derecesi) denen üç halden veya şekilden birinde bulunurlar.


1. positive degree - tabii derece

Bu, sıfatın şimdiye kadar gördüğümüz normal şeklidir.

young (genç) strong (kuvvetli)
big (büyük) useful (yararlı)
long (uzun) soft (yumuşak)


2. comparative degree - daha üstünlük derecesi

Bir şahıs veya şeye ait sıfatın, başka bir şahıs veya aynı sıfattan daha üstün olduğunu belirtmek için kullanılan derece şeklidir. Bunu yapmak için sıfata, kısa bir sözcükse er eklenir, uzun bir sözcükse önüne more getirilir. er ve more Türkçedeki "daha" sözcüğünün karşılığıdır.

younger (daha genç) brighter (daha parlak)
higher (daha yüksek) longer (daha uzun)

more expensive (daha pahalı) more beautiful (daha güzel)
more useful (daha yararlı) more interesting (daha ilginç)


3. superlative degree - en üstünlük derecesi

Bir şahıs veya şeye ait sıfatın diğer benzerleri arasında en üstün düzey- de olduğunu anlatmak için kullanılan derece şeklidir. Bunu yapmak için sıfata, kısa bir sözcükse est eklenir, uzun bir sözcükse önüne most getirilir. Ayrıca sıfatın önüne the konulur. est ve most Türkçedeki "en" sözcüğünün karşılığıdır.

the longest (en uzun) the youngest (en genç)
the biggest (en büyük) the brightest (en parlak)

the most expensive (en pahalı) the most beautiful (en güzel)
the most useful (en yararlı) the most difficult (en zor)


comparison of adjectives - sıfatların karşılaştırılması

positive comparative superlative
degree degree degree

high higher the highest
old older the oldest
small smaller the smallest
careful more careful the most careful
interesting more interesting the most interesting
expensive expensive the most expensive

İki heceden fazla olan sıfatların üstünlük ve en üstünlük dereceleri more, most ile yapılır.

İki heceli sıfatlar ya er, est eklenerek ya da önlerine more, most alarak üstünlük ve en üstünlük haline girerler. Bazıları da her iki şekilde kullanılabilirler. Bu konuda çok kesin bir kural yoktur.

Sonu y ve er ile biten sıfatlar er, est alırlar.
clever akıllı
cleverer daha akıllı
the cleverest en akıllı

pretty güzel
prettier daha güzel
the prettiest en güzel

holy kutsal
holier daha kutsal
the holiest en kutsal

ful ve re ile biten sıfatlar genellikle more, most alırlar.

doubtful şüpheli
more doubtful daha şüpheli
the most doubtful en şüpheli

hopeful ümitli
more hopeful daha ümitli
the most hopeful en ümitli

obscure müphem
more obscure daha müphem
the most obscure en müphem

Bunun dışında, aşağıdaki sıfatlar hem er, est hem de more, most ile kullanılabilirler.

able polite
common simple
cruel feeble
handsome noble
narrow pleasant


kurala uymayan sıfat dereceleri

Bazı sıfatların üstünlük ve en üstünlük dereceleri belirttiğimiz kurallar uyarınca yapılmaz. Bunların bu dereceler için ayrı şekilleri vardır.


good iyi bad kötü
better daha iyi worse daha kötü
the best en iyi the worst en kötü

little az many çok
less daha az more daha çok
the least en az the most en çok

much çok far uzak
more daha çok farther daha uzak
the most en çok the farthest en uzak

old yaşlı
older daha yaşlı
the oldest en yaşlı

Elder ve eldest sadece aynı aile içindeki iki şahsın yaşlılık dereceleri söz konusu olduğu zaman kullanılır.


sıfatların karşılaştırılmaları ile cümleler

Positive degree "tabii derece" comparative degree "daha üstünlük derecesi" ve superlative degree "en üstünlük derecesi" halinde bulunan sıfatların yer aldığı cümle yapılarını inceleyelim :


a. eşitlik karşılaştırması

Bir sıfata eşit derecede sahip olunduğunu gösteren eşitlik karşılaştırmasında sıfat tabii derecedeki haliyle yani eksiz olarak iki as arasına konulmak suretiyle cümle kurulur.

as ... as ... kadar
as high as ... ... kadar yüksek

The wall is as high as the tree. Duvar, ağaç kadar yüksektir.
Mary is as old as Ali. Mary, Ali kadar yaşlıdır.
She is as clever as your son. O, oğlun kadar akıllıdır.
I am as careful as his mother. Ben onun annesi kadar dikkatliyim.
This car is as expensive as the Bu otomobil diğer otomobil kadar
other car. pahalıdır.
These questions are as difficult Bu sorular diğerleri kadar zordur.
as the others.
Is Tom as tall as his father? Tom, babası kadar uzun mudur?
Are you as fat as my sister? Benim kız kardeşim kadar şişman
mısınız?

Bu tip cümlelerin olumsuz şekli bu yapıya sadece not ilavesiyle yapılabileceği gibi, ilk as yerine so da getirilebilir. Her iki şekil mümkündür. Anlam bakımından fark yoktur.

Your bag is as heavy as mine. Senin çantan benimki kadar ağırdır.
Your bag is not as heavy as Senin çantan benimki kadar ağır
mine. değildir.
Your bag is not so heavy as Senin çantan benimki kadar ağır
mine. değildir.
Apples are not so big as oranges. Elmalar portakallar kadar büyük
değildir.
Our teacher is not so old as your Bizim öğretmenimiz sizin öğret-
teacher. meniniz kadar yaşlı değildir.
This street is not so wide as Bu cadde diğerleri kadar geniş de-
the others. ğildir.


b. daha üstünlük karşılaştırması

Bir şahıs veya şeyin bir sıfata diğerlerinden daha fazla sahip olduğunu anlatmak için "daha üstünlük karşılaştırması şekli" kullanılır.

Sıfata er ekleyerek veya önüne more getirilerek yapılan bu karşılaştırma şekli cümlede aşağıda görüldüğü gibi kullanılır. Bu yapı için cümleye ayrıca than sözcüğü eklenir.

small küçük
smaller daha küçük
smaller than ... ...den daha küçük
expensive pahalı
more expensive daha pahalı
more expensive than ... ...den daha pahalı

A tower is higher than a house. Bir kule bir evden daha yüksektir.
Towers are higher than houses. Kuleler evlerden daha yüksektir.
She is shorter than my sister. O kız kardeşimden daha kısadır.
She is more beautiful than my O kız kardeşimden daha güzeldir.
sister.
The waiter is more careful than Garson senin oğlundan daha
your son. dikkatlidir.
Helen is not older than Mary Helen, Mary'den daha yaşlı değildir.
Are they cheaper than our Onlar bizim halılarımızdan daha
carpets? ucuz mudur?
Your English is better than mine. Senin İngilizcen benimkinden daha
iyidir.


c. en üstünlük karşılaştırması

Bir şahıs veya şeyin bir sıfata diğerleri arasında en fazla sahip olduğunu belirtmek için "en üstünlük karşılaştırması şekli" kullanılır. Sıfata est ekleyerek veya önüne the most getirilerek yapılan bu karşılaştırma şeklinde cümle içinde çoğu zaman in veya of bulunur.

short kısa
the shortest en kısa
the shortest in ... ... içinde en kısası
the shortest of ... ...nin en kısası

interesting ilginç
the most interesting en ilginç
the most interesting in ... ...içinde en ilginci
the most interesting of ... ...nin en ilginci

This is the shortest of my dresses. Bu elbiselerimin en kısasıdır.
Ted is the shortest student in Ted sınıfında en kısa öğrencidir.
his class.
Ted is the shortest student of Ted sınıfının en kısa öğrencisidir.
his class.

My son is the cleverest of this Oğlum bu grubun en akıllısıdır.
group.
Harry is the politest waiter in Harry bu lokantada en kibar
this restaurant. garsondur.
Ayşe is the most beautiful girl Ayşe bu köyde en güzel kızdır.
in this village.
I'll give you the most interesting Sana kütüphanemdeki en ilginç ki-
book in my library. tabı vereceğim.
This is the happiest day of my Bu hayatımın en mutlu günüdür.
life.
Erciyes isn't the highest Erciyes Türkiye'de en yüksek
mountain in Turkey. dağ değildir.
Is this the oldest church Bu Roma'da en eski kilise midir?
in Rome?

This is a short stick. Bu kısa bir çubuktur.
This stick is as short as a pencil. Bu çubuk bir kalem kadar kısadır.
This stick is not so short Bu çubuk bir kalem kadar kısa
as a pencil. değildir.
This stick is shorter than Bu çubuk şu daldan daha kısadır.
that branch.
This stick is the shortest stick Bu çubuk bahçede en küçük çubuk-
in the garden. tur.


karşılaştırma şekillerinin diğer kullanılış yerleri

Bir sıfatın gittikçe artışını göstermek için bu sıfatın daha üstünlük şekli aralarında and olmak üzere iki kere söylenir.

The water is getting hotter and Su gittikçe sıcaklaşıyor.
hotter. (Daha sıcak oluyor.)
The weather is getting colder Hava gittikçe soğuyor.
and colder.
She is getting fatter and fatter. Gittikçe şişmanlıyor.
The town is getting bigger and Şehir gittikçe büyüyor.
bigger.

Önüne more alan uzun sıfatlarda sıfat tekrarlanmak yerine more tekrarlanır.

The girl became more and more Kız futbol maçlarıyla gittikçe
interested in football matches. daha fazla ilgilendi.
Your daughter will be more and Kızınız gittikçe daha güzel
more beautiful. olacak.
Everything will be more and more Her şey gittikçe daha pahalı
expensive. olacak.

Bir sıfatın artışıyla diğerinin de buna paralel olarak artışı şöyle anlatılır.

The newer the better. Daha yeni daha iyi. (Ne kadar
yeniyse o kadar iyi.)
The bigger the heavier. Daha büyük daha ağır. (Büyüdükçe
daha ağır.)
The bigger the armchairs are the Koltuklar büyüdükçe daha ağır
heavier they will be. olacaklar.
The richer he gets the happier Zenginleştikçe daha mutludur.
he is.

Daha üstünlük dereceleri, yani er, more ile kullanılan sıfatlar aşağıdaki
gibi cümlelerde than almadan da kullanılırlar.

I know a better place. Daha iyi bir yer biliyorum.
Could you give me a newer Bana daha yeni bir sandalye
chair? verebilir misiniz?
You must take a smaller hat. Daha küçük bir şapka almalısınız.
This is too small; give me a Bu çok küçük; bana daha büyüğünü
bigger one. ver.

She is better today. Bugün daha iyi.
It will be warmer tomorrow. Yarın hava daha sıcak olacak.
The man is happier now. Adam şimdi daha mutlu.
The people were richer then. İnsanlar o zaman daha zengindi.

The workers made the road İşçiler yolu daha geniş yaptılar.
wider. (genişlettiler)
She made everything cleaner. Her şeyi daha temiz yaptı.
The student did his homework Öğrenci ev ödevini daha iyi yaptı.
better.


(than) ve (as)'den sonra zamir ve yardımcı fiil

Than ve as'den sonra şahıs zamiri geliyorsa genellikle bunu takiben cümlenin fiili tekrarlanır.

Gül has more money than he has. Gül'ün ondan daha fazla parası var.
We are as rich as they are. Onların olduğu kadar zenginiz.
The house is as big as his is. Ev onunki kadar büyüktür.
Ann is more beautiful than she is. Ann ondan daha güzeldir.
The children are cleverer than Çocuklar onlardan daha akıllıdır.
they are.

Than veya as'den sonra you veya I zamirleri geliyorsa sondaki fiil atılabilir.


He is stronger than you. O sizden daha kuvvetlidir.
She is as clever as you. O sizin kadar akıllıdır.
He has more money than I. Onun benden daha çok parası var.
He isn't as rich as we. O bizim kadar zengin değildir.

Son iki örnekteki I ve we sadece çok resmi konuşmalarda kullanılmakta, bunun yerine halk arasında daima me ve us tercih edilmektedir.

The man is shorter than me. Adam benden daha kısadır.
The tourists are not so healthy Turistler bizim kadar sağlıklı değil-
as us. lerdir.

ARTICLES - TANIM EDATLARI Tanım edatları a (an) ve the sözcükleridir. a (an) belirsiz tanım edatı (indefinite article), the belirli tanım edatı (definite article)dır. the indefinite article - belirsiz tanım edatı (A-AN) İsimlerin önüne gelen ve "bir, herhangi bir" anlamı veren a belirsiz tanım edatı (a, e, i, o, u) sesli harfleriyle veya okunmayan (h) harfiyle başlayan isimler önünde an şekline girer. a chair (bir sandalye) a house (bir ev) a book (bir kitap) a mountain (bir dağ) a man (bir adam) a door (bir kapı) an apple (bir elma) an umbrella (bir şemsiye) an egg (bir yumurta) an hour (bir saat) İsimlerin önünde bulunan a tanım edatı o şeyin bu isimle isimlendirilen türün içinden herhangi biri olduğunu belirtir. Örneğin, a table (bir masa) dendiğinde "masa" olarak isimlendirilen şeylerden biri kastedilmiş olur. Bu durumda özel ve bilinen bir masa değil herhangi bir masa söz konusudur. Bring a table. "Bir masa getir." sözündeki a table bilinen ve özellikle belirtilmiş bir masa değil, masa türünden herhangi biridir. She is a student. O bir öğrencidir. This is a chair. Bu bir sandalyedir. A cat is an animal. Bir kedi bir hayvandır. Give me a book. Bana bir kitap ver. I see a man in the garden. Bahçede bir adam görüyorum. Tanım edatı a sayılabilen ve tekil isimler önünde kullanılır. Take an apple. Bir elma al. Is this a clock? Bu bir saat midir? A house has a door. Bir evin bir kapısı vardır. A dog can catch a child. Bir köpek bir çocuğu yakalayabilir. A (an) belirsiz tanım edatının en önemli özelliğini belirttikten sonra kullanılma yerlerini sıralayalım: 1. Özel bir şahıs veya şeyi belirtmeyen herhangi bir sayılabilen tekil isim önünde. I see a bird. Bir kuş görüyorum. Take a chair. Bir sandalye al. Read a story. Bir hikâye oku. We live in an apartment. Bir dairede oturuyoruz. 2. Bir sınıf veya topluluğu belirtmek için tekil isimlerle. A cow is a useful animal. Bir inek yararlı bir hayvandır. A baby needs care. Bir bebeğin bakıma ihtiyacı vardır. A triangle has three corners. Bir üçgenin üç köşesi vardır. Bu cümlelerde (Bütün inekler yararlıdır. Bütün bebeklerin bakıma ihtiyacı vardır. Bütün üçgenlerin üç köşesi vardır.) anlamı bulunmaktadır. 3. Meslek isimlerini de kapsayan isimler, dinler, sınıflarla ve isim tamlayıcısı olarak. He is a doctor. O bir doktordur. She is a nurse. O bir hemşiredir. He is a Muslim. O bir Müslümandır. Margaret is a Christian. Margaret bir Hıristiyandır. Turgut became an engineer. Turgut bir mühendis oldu. 4. Bazı ölçü ifadelerinde, a dozen (bir düzine) a quarter (bir çeyrek) a couple (bir çift) a hundred (yüz) half a dozen (yarım düzine) a thousand (bin) a million (bir milyon) a great many (pek çok) a lot of (birçok, çok) a great deal of (pek çok) 5. Fiyat, sürat, oran ifadelerinde, 25 dollars a metre. Metresi 25 dolar. 2 dollars a kilo. Kilosu 2 dolar. Four times a month. Ayda dört kere. Twice a week. Haftada iki kere. 60 kilometres an hour. Saatte 60 kilometre. He drove the car at 80 kilomet- Otomobili saatte 80 kilometreyle res an hour. sürdü. We have English lessons five times Haftada beş kere İngilizce a week. dersimiz vardır. This cloth is 90 dollars a meter. Bu kumaşın metresi 90 dolardır. 6. What ile başlayan aşağıdaki tip cümlelerde. What a cold day! Ne soğuk bir gün! What a nice girl! Ne güzel bir kız! 7. Tanımadığı bir şahıs olduğunu belirtmek için özel isimler önünde. A Mr Miller. Bir Mr Miller. Bu ifadede sözü söyleyen kendisi için yabancı olan Mr Miller isimli bir kimseden bahsettiğini belirtmektedir. 8. Bunun dışında çeşitli deyimler içinde a (an) yer alır. What a pity. Ne yazık. keep something as a secret bir şeyi bir sır olarak saklamak as a rule kural olarak, genellikle in a hurry acele (ile) in a temper öfkeli all of a sudden aniden take an interest in -e ilgi duymak take a pride in gurur duymak take a dislike in -den soğumak make a fool of oneself kendini gülünç etmek have a headache başı ağrımak have a pain ağrısı olmak have a cold soğuk almak have a cough öksürüğü olmak have a mind to aklından geçmek (yapmayı düşün- mek) have a fancy for istek duymak on an average ortalama olarak belirsiz tanım edatı (a -an) ın kullanılmadığı yerler 1. Çoğul isimler önünde kullanılmaz. Önünde a olan bir isim çoğul yapılınca a kalkar. a cat bir kedi cats kediler an orange bir portakal oranges portakallar 2. Sayılamayan isimlerin önünde kullanılmaz. Water, iron, glass, stone, wine, coffee, paper, tea gibi isimler İngilizcede sayılamayan isimlerdir. Bunların önünde a (an) yer almaz. Advice, news, information, furniture, baggage isimleri de İngilizcede sayılamayan isimlerdendir. Bunlarla da a (an) kullanılmaz. Ancak, bu sayılamayan isimler belli ve özel bir anlamda kullanıldıklarında belirsiz tanım edatı alabilirler. Hair (saç) baştaki bütün saçı kastederek söylendiğinde a (an) almaz. Ancak tek kıl kastedilmişse a (an) ile kullanılır. His hair is black. Onun saçı siyahtır. I found a hair on the plate. Tabakta bir kıl buldum. Sayılamayan isimler a (an) alamadığı için bunların önünde sıfat olarak some, any, a little, a lot of, a piece of gibi sözcükler kullanılır. 3. Happiness (mutluluk), death (ölüm), fear (korku), beauty (güzellik), courage (cesaret) gibi soyut isimler önünde de özel bir durum olmadıkça a (an) bulunmaz. 4. Yemek öğünlerinin önünde a (an) kullanılmaz. We have breakfast at eight Saat sekizde kahvaltı ederiz. o'clock. Lunch time is between twelve Öğle, yemeği vakti saat on iki ve bir and one o'clock. arasındadır. We'll go to dinner soon. Yakında akşam yemeğine gideceğiz. the definite article - belirli tanım edatı (THE) Belirli tanım edatı diye adlandırılan the sözcüğü, tekil, çoğul, sayılabilen, sayılamayan bütün isimlerin önünde kullanılabilir ve onların belli, bilinen, aynı cins şeylerin içinden herhangi biri değil, belirli ve bilinen olduğunu işaret eder. the man adam (bu adam - belli adam) the chair sandalye (bu sandalye - bilinen sandalye) the houses evler (bu evler - belli evler) the morning sabah (belli bir sabah) Belirli tanım edatının kullanıldığı yerler. 1. Dünyada sadece bir tane olan isimler önünde. the earth dünya the sky gökyüzü the moon ay the sun güneş the weather hava the east doğu 2. Sözün başında geçtiği için artık bilinen bir şey durumuna gelen isimler önünde. I saw a bird. The bird was flying Bir kuş gördüm. Kuş evin üzerinde over the house. uçuyordu. She bought a hat. The hat is in Bir şapka aldı. Şapka şimdi onun her bag now. çantasındadır. We met a girl. The girl walked Bir kıza rastladık. Kız bizimle with us. yürüdü. He gave me a book. The book Bana bir kitap verdi. Kitap çok was very interesting. ilginçti. 3. Bir cümlecik ilave edilerek isim hakkında açıklama yapılması nedeniyle isim tanıtılmışsa. The man we met yesterday. Dün rastladığımız adam. The house they bought. Satın aldıkları ev. The park where they played. Oyun oynadıkları park. The building on the hill. Tepedeki ev. Bu sözlerdeki man, house, park, building takip eden cümlecik içinde ayrıcalığı belirtilip açıklama yapıldığı için belirli birer isim olmuş ve önlerine the almışlardır. 4. Bulunduğu yer bilinen isimler önünde. They are in the park. Onlar parktadırlar. Our house is near the station. Evimiz istasyonun yanındadır. In, on, under gibi edatlarla yapılmış cümlelerin çoğunda bu edatlar isimler hakkında bilgi verip onları açıkladıkları için bu cümlelerdeki isimler önünde the kullanılır. The chair is in the room. Sandalye odadadır. The boat is under the bridge. Kayık köprünün altındadır. The map is on the wall. Harita duvardadır. Are the apples in the refrigerator? Elmalar buzdolabında mı? The ball is under the bed. Top yatağın altındadır. 5. En üstünlük derecesindeki sıfatlar ve first, second gibi sıralama sıfatları önünde bulunur. This is the widest street in Şehirde en geniş cadde budur. the city. Are these the most beautiful Bunlar bu müzede en güzel paintings in this museum? tablolar mıdır? The second house belongs to me. İkinci ev bana aittir. What is the fourth day of the week? Haftanın dördüncü günü nedir? 6. The ile kullanılan tekil isim bir hayvan veya eşya grubunu gösterebilir. Bununla tekil fiil kullanılır. The parrot lives only in this Papağan (papağan türü) sadece place. bu yerde yaşar. The horse is most helpful for At çiftçiler için en yardımcı olandır. the farmers. The kitchen robots are quite new Mutfak robotları bu ülke için çok for this country. yenidir. 7. The ile kullanılan sıfat bir grup insanı gösterir. Fiil çoğul durumda olur. the old yaşlılar The old are easy to please. Yaşlılar kolay memnun edilirler. They made a hospital for the old. Yaşlılar için bir hastane yaptılar. the blind körler The blind need your help. Körlerin yardımınıza ihtiyacı var. the young gençler The young are usually impatient. Gençler genellikle sabırsızdır. 8. The, özel isimli deniz, nehir, takım adaları, sıradağlar, çoğul isimli ülkeler, çöller önünde kullanılır. the Alps Alpler the Sahara Sahra the Netherlands Hollanda the Antarctic Antarktika the Atlantic Atlantik the Adriatic Adriyatik the U.S.A. Amerika Birleşik Devletleri the United Kingdom Birleşik Krallık the Bahamas Bahamalar the West Indies Batı Hint Adaları the Thames Thames Nehri the Danube Tuna Nehri the Mississippi Mississippi Nehri 9. Müzik aletleri önünde the kullanılır. She plays the piano. O piyano çalar. Do you play the flute? Flüt çalar mısınız? belirli tanım edatının kullanılmadığı yerler 1. Özel şahıs isimleri ve yukarıda belirtilen özel yer isimleri dışında kalan isimler önünde the kullanılmaz. Fakat çoğul yapılmış soyadı önünde kullanılarak o soyadını taşıyan aile belirtilir. The Smiths Smith'ler (Smith ailesi) We visited the Millers last night. Dün akşam Miller'leri ziyaret ettik. 2. Özel bir anlamda kullanılmadıkları takdirde soyut isimler önünde the olmaz. We fear death. Ölümden korkarız. Life is very hard for the poor Yoksullar için hayat çok zordur. Beauty doesn't last long. Güzellik uzun sürmez. We fought for freedom. Özgürlük için savaştık. Fakat bu soyut isimler belli ve özel bir anlamda kullanılırlarsa the alırlar. The death of his father made Babasının ölümü onu çok mutsuz him very unhappy. etti. The life in these parts of the Ülkenin bu kısımlarındaki hayat ta- country is unbearable. hammül edilmezdir. The actress's beauty made Aktrisin güzelliği onu zengin ve ünlü her rich and famous. yaptı. 3. Yemek öğünlerinin isimleri önünde the kullanılmaz. Breakfast is ready. Kahvaltı hazırdır. What did you cook for dinner? Akşam yemeği için ne pişirdin? 4. Genel olarak sözü edilen malzeme isimleriyle the kullanılmaz. Milk is so cheap in this town. Bu kasabada süt pek ucuz. Butter is made from milk. Tereyağı sütten yapılır. We grow wheat in our fields. Tarlalarımızda buğday yetiştiririz. Buna benzer anlamda kullanılan ve bütün o cins şeylerin tümünü belirten çoğul isimler önünde de the bulunmaz. Books are our best friends at all Kitaplar bütün yaşlarda en iyi arka- ages. daşlarımızdır. Roses are beautiful flowers. Güller güzel çiçeklerdir. Soldiers are brave men. Askerler cesur adamlardır. Cities are big towns. Şehirler büyük kasabalardır. Fakat bu isimler genel anlamda değil belli bir grubu veya malzemeyi göstermek için kullanılırlarsa önlerine the konulur. The milk in the bottle is for my Şişedeki süt bebeğim içindir. baby. The roses in our garden are red. Bahçemizdeki güller kırmızıdır. The books she bought were Satın aldığı kitaplar dedektif detective novels. romanlarıydı. 5. Sıradağ isimleri önünde the kullanılmasına karşın dağ isimleri önünde the kullanılmaz. Ayrıca, göl ve burun isimleri ile de the kullanılmaz. Mount Everest Everest Tepesi Lake Van Van Gölü Cape Cod Cod Burnu Ancak bu tür isimler of ile bağlanan iki sözcükten oluşuyorsa bunlarla the kullanılır. the Lake of Lucerne Lucerne Gölü the Cape of Hope Ümit Burnu 6. Unvan sözcüğü ile birlikte bulunan özel isimler önünde the bulunmaz. King Henry Kral Henry Doctor Miller Doktor Miller Professor Henley Profesör Henley Lord Byron Lord Byron 7. Dil isimlerinin önünde the bulunmaz. Do you speak Turkish? Türkçe konuşur musunuz? (Türkçe bilir misiniz?) English is very difficult for them. İngilizce onlar için çok zordur. We'll learn German. Almanca öğreneceğiz. 8. Bir şahsın evi, yuvası, yaşadığı yer anlamındaki home sözcüğü, özellikle bir belirtme olmadıkça, the ile kullanılmaz. We go home by bus. Eve (evimize) otobüsle gideriz. Betty left home. Betty evden (evinden) ayrıldı. The children got home late. Çocuklar eve geç geldiler. They arrived home after six Eve saat altıdan sonra vardılar. o'clock. Görüldüğü gibi home önünde the kullanılmamış, ayrıca go'dan sonra to, arrive fiilinden sonra at edatları yer almamıştır. 9. Church, market, college, school, hospital, court, prison, work, sea, bed sözcükleri, özel bir belirtme durumu olmadıkça, bunlara gidiş veya orada bulunuş anlatılırken önlerinde the kullanılmaz. They go to church every Sunday. Her pazar kiliseye giderler. Women go to market to buy food. Kadınlar yiyecek almak için pazara giderler. The women of this village go to Bu köyün kadınları meyva ve market to sell fruit and vegetables. sebze satmak için pazara giderler. Does Emma go to school? Emma okula gider mi? My father is in hospital. Babam hastanededir. Philip has been in prison for Philip iki yıldır hapishanededir. two years. They went to church; they are at Kiliseye gittiler; şimdi kilisede- church now. dirler. All the workers are at work. Bütün işçiler iştedir. We go to bed at eleven o'clock. Saat on birde yatarız. Eleanor left hospital yesterday. Eleanor dün hastaneden çıktı. She is very well now. Şimdi çok iyidir. We were at sea in a small ship. Küçük bir gemiyle denizdeydik. Bu yer isimleri oraya normal kullanılış amacıyla gidildiğl zaman bu şekilde kullanılırlar. Örneğin, I go to school. "Okula giderim." sözü okula devam ederim, öğrenim görürüm, anlamında olduğu zaman the almaksızın kullanılır. Ancak eğitim görmek dışında herhangi bir nedenle okul binasına gitmek durumunda the kullanılır. I went to the school to see the Müdürü görmek için okula gittim. headmaster. She goes to bed early. Erken yatar. She went to the bed and took the Yatağa gitti ve battaniyeleri aldı. blankets. He'll be in prison for years. Yıllarca hapishanede olacak. They went to the prison to see Babalarını görmek için hapishaneye their father. gittiler. Old women go to church every Yaşlı kadınlar her sabah kiliseye morning. giderler. We visited the church to see Çanları görmek için kiliseyi ziyaret the bells. ettik. Ancak yukarıda gördüğümüz isimlere çok benzer oldukları halde office, cinema, theatre isimleri the ile kullanılırlar. He goes to the office every day. Her gün büroya gider. Let's go to the cinema tonight. Bu akşam sinemaya gidelim. The students are in the theatre Öğrenciler şimdi tiyatrodadırlar. now. Frank is at the office. Frank bürodadır. Frank is at work. Frank iştedir. 10. Mevsim, yortu, bayram isimleri genel anlamda kullanılmışlarsa the almazlar. The tourists come to Turkey in Turistler Türkiye'ye yazın gelirler. summer. In winter we go to Uludağ. Kışın Uludağ'a gideriz. They'll be in İzmir at Easter. Paskalyada İzmir'de olacaklar. Fakat belli bir yılın mevsimi söz konusu ise bunun önünde the kullanılır. They came in the spring of 1975. 1975 baharında geldiler.

COUNTABLE AND UNCOUNTABLE NOUNS
SAYILABİLEN VE SAYILAMAYAN İSİMLER

İngilizcede cins isimler "sayılabilen" ve "sayılamayan" olarak da sınıflan-dırılırlar. Sayılması, adetle belirtilmesi mümkün olmayan şeyler "sayılamayan isimlerdir. Örneğin,

water su ink mürekkep
salt tuz wood tahta
tea çay milk süt
meat et flour un
tobacco tütün butter tereyağı
cheese peynir glass cam

sözcükleri birer sayılamayan isimdir. Bunların önünde a (an) kullanılmaz ve genel olarak çoğul hale sokulamazlar. Bu bakımdan da önlerinde sayı sözcüğü yer almaz. Örneğin, "beş et, üç un, iki mürekkep, bir tütün" denmez. Türkçede sayılamayan isimlerin çoğul yapılmaması kuralı üzerinde pek durulmaz ve "Sular akmıyor. Elektrikler kesildi. Unlar yere döküldü." gibi sözlerde sayılamayan isimler çoğul halde kullanılırlar.

İngilizcede sayılamayan isimleri çoğul yapmak, önlerinde a (an) veya bir sayı kullanmak çok büyük yanlış olur. Bu bakımdan, Türkçedeki duruma aldanıp İngilizce cümlelerde aynı şeyi uygulamak hatasına düşmemek için sayılamayan isimlerin hangileri olduğunu iyi öğrenmek gerekir.

İngilizcede sayılamayan şeyler, kahve, su, süt gibi sıvı halindeki maddeler, tuz, un gibi ince taneli şeyler, et, tütün, kereste, bakır, altın gibi madde isimleri, güzellik, cesaret, sağlık gibi soyut isimlerdir.

Türkçede sayılamayan isimlerin pek çoğu ile kullanılan sayı sözcükleri aslında o şeyin sayısını değil, o şeyin içinde bulunduğu kabın adedini gösterir.

iki süt
beş tuz
üç çay

sözlerindeki sayılar üç bardak çay, beş paket tuz, iki şişe süt anlamını taşırlar. Yani adetlendirilen şeyler bardak, paket, şişe sözcükleridir.

Aşağıdaki örneklerde tobacco, air, butter, cheese, daytime, dirt, grass coffee, beauty, hair, help, ice, ink, sand, sea, soup, rain, glass sayı-lamayan isimlerinin cümle içinde kullanılışları görülmektedir.

Cigarettes are made of tobacco. Sigaralar tütünden yapılır.
Milk is very useful for your baby. Süt bebeğiniz için çok yararlıdır.
They gave us butter and jam. Bize tereyağı ve reçel verdiler.
The lambs are running about on Kuzular yeşil çimen üzerinde koşu-
the green grass. şuyorlar.
Will you have coffee or tea? Kahve mi yoksa çay mı alacaksınız?
Put some sand in the bottle. Şişenin içine biraz kum koy.
Her hair is black. Onun saçı siyahtır.
I didn't ask for help. Yardım istemedim.
We'll give them soup and cheese. Onlara çorba ve peynir vereceğiz.
You can see better in daytime. Gündüzün daha iyi görebilirsiniz.
There was rain all day long. Bütün gün boyunca yağmur vardı.
Write in ink. Mürekkeple yaz.
These chairs are made of wood. Bu sandalyeler tahtadan yapılmıştır.

Sayılamayan isimler önünde belli bir miktarı göstermek için some, a lot of gibi sözcükler veya bu şeylerin içinde bulunduğu kapları belirten ifadeler yer alabilir.


Give me some water. Bana biraz su ver.
There is a lot of milk in the Şişede çok süt var.
bottle.
Put some meat in the saucepan. Tencereye biraz et koy.
We bought two bottles of ink. İki şişe mürekkep aldık.
She wanted three packets of sugar. Üç paket şeker istedi.
Give me some bread. Bana biraz ekmek ver.
Give me two loaves of bread. Bana iki somun ekmek ver.
There is some dirt on the plate. Tabakta biraz kir var.
They used paper and tobacco. Kâğıt ve tütün kullandılar.
Give her a piece of paper. Ona bir parça kâğıt ver.

Sayılamayan isimler dışında kalan bütün isimler önlerine a (an) alabilir, çoğul yapılabilir ve sayılarla kullanılabilirler.

This is a table. Bu bir masadır.
There are two tables in the room. Odada iki masa var.
The tables are small. Masalar küçüktür.
The table is small. Masa küçüktür.

DEFINING RELATIVE CLAUSES
TANIMLAYAN iLGi CÜMLECİKLERİ

insanlar için kullanılan ilgi zamirleri

Bu tip bir cümlede isim şahıs ise ve cümlenin öznesi durumunda olup yalın haldeyse ilgi cümleciği başında bu ismi belirtecek olan ilgi zamiri who olur.


The girl who brought the book is Kız, ki o kitabı getirdi, Dick'in
Dick's sister. kız kardeşidir. (Kitabı getiren kız
Dick'in kız kardeşidir.)
The students who came late Öğrenciler, ki onlar geç geldiler,
waited in the garden. bahçede beklediler. (Geç gelen öğ-
renciler bahçede beklediler.)

Burada iki noktaya dikkatinizi çekmek istiyoruz :

Birincisi, konu başında da belirttiğimiz gibi, şahıslar için kullanılan who hem tekil, hem de çoğuI anlam vermektedir: (ki o, ki onlar).

İkincisi, İngilizce cümlenin yapısı daha kolay görülsün diye who zamiri (ki o, ki onlar) şeklinde çevrilmiş, sonra bu cümle aynı anlamı daha uygun bir Türkçeyle verecek hale getirilmiştir. Aşağıda (ki o) şeklinden diğer hale geçişi daha çok örnek üzerinde görmeniz için ilgi cümlecikleri veriyoruz. Bunlar tam cümle olmayıp sadece ilgi cümleciği bölümleridir.

the girl who came late kız, ki o geç geldi
geç gelen kız
the boys who ate the cake çocuklar, ki onlar pastayı yediler
pastayı yiyen çocuklar
the baby who drank the milk bebek, ki o sütü içti
sütü içen bebek
the baby who drinks the milk bebek ki o sütü içer
sütü (her zaman) içen bebek

the baby who is drinking the milk bebek, ki o sütü içiyor
sütü (şimdi) içen (içmekte olan) be-
bek
the baby who will drink the milk bebek, ki o sütü içecek
sütü içecek alan bebek
the teacher who teaches history öğretmen, ki o tarih öğretir
tarih öğreten öğretmen
the teachers who teach history öğretmenler, ki onlar tarih öğretir
tarih öğreten öğretmenler

Örneklerde who ile hem tekil hem de çoğul (ki o, ki onlar) anlamı verildiğini tekrar görürken İngilizcede fiilin çeşitli zamanlarınını (who drank, who drinks, who is drinking) Türkçeye tek şekilde "içen" olarak çevrildiği dikkati çekmektedir.

Böyle bir durumda Türkçeden İngilizceye çeviri yaparken Türkçe cümlede fiilin zamanını tam olarak bilip İngilizce cümleyi ona göre kurmak gerekir. Zira Türkçede "sütü içen" sözünde fiilin zamanı ancak sözün öncesinden dan anlaşılabilir, çünkü "sütü içen" sözü geçmişte, şimdiki zamanda, geniş zamanda da yapılmış olsa aynı şekilde kalır: dün sütü içen, şimdi sütü içen, her zaman sütü içen.


nesneler için kullanılan ilgi zamirleri

İsim bir şahıs olmayıp hayvan veya başka bir nesne ise bu durumda ilgi zamiri cümleciğinde "ki o, ki onlar" anlamında which ilgi zamiri kullanılır.

The doctor who examined me Doktor, ki o beni muayene etti, bir
is a specialist. uzmandır. (Beni muayene eden
doktor bir uzmandır.)
The doctors who examined me Doktorlar, ki onlar beni muayene
are specialists. ettiler, uzmandırlar. (Beni muayene
eden doktorlar uzmandırlar.)

The cat which ate the meat Kedi, ki o eti yedi, kaçtı. (Eti yiyen
has run away. kedi kaçtı.)
The cats which ate the meat Kediler, ki onlar eti yediler, kaçtılar.
have run away. (Eti yiyen kediler kaçtılar.)

The house which has four Ev ki o dört bacaya sahiptir,
chimneys belongs to my uncle. amcama aittir. (Dört bacası olan
ev amcama aittir.)

The bag which is under the Çanta, ki o masanın altındadır,
table is mine. benimkidir. (Masanın altındaki
çanta benimkidir.)
The garden which is at the back Bahçe, ki o okulun arkasındadır, bir
of the school has a tennis court. tenis kortuna sahiptir. (Okulun
arkasındaki bahçenin bir tenis
kortu vardır.)
The dog which is running to the Köpek, ki o otomobile koşuyor, bir
car is a sheep dog. çoban köpeğidir. (Otomobile koşan
köpek bir çoban köpeğidir.)
The streets which lead to the Caddeler, ki onlar müzeye çıkar,
museum are very narrow. çok dardır. (Müzeye çıkan caddeler
çok dardır.)


that ilgi zamiri

Who insanlar, which eşya ve hayvanlar için "ki o, ki onlar" anlamında birer ilgi zamiridirler. That sözcüğü de bir ilgi zamiri olarak kullanılır. Verdiği anlam sadece tekildir: "ki o".

That ilgi zamiri hem who hem de which yerine kullanılabilir.

The lady that wrote the letters Hanım, ki o mektupları yazdı,
lived in London. Londra'da yaşıyordu. Mektupları
yazan hanım Londra'da yaşıyordu.)
This is the tower that was built Kule budur, ki o 1625'te inşa edildi.
in 1625. (1625'te inşa edilen kule budur.)

Örneklerdeki that zamirlerinden ilkinin who yerine, ikincisinin which ye-rine kullanıldığını görüyoruz. Fakat genel olarak who ve which yerine that kullanmak tercih edilmez. Yaygın olan şekil who ve which'in kullanılmasıdır. Ancak bazı durumlar vardır ki burada that kullanılması tercih edilir. Bunları şöyle sıralayabiliriz: sıfatların en üstünlük derecesi, all, any, only, it is, nobody, no one, somebody, someone, much, little, everything. Bu sözcüklerin bulunduğu ilgi cümleciklerinde that zamirinin kullanıldığını aşağıdaki örneklerde inceleyiniz.

All that were at the party Hepsi, ki onlar partide idi, çok
enjoyed it very much. memnun kaldılar. (Partide olanların
hepsi çok memnun kaldılar.)

She is the cleverest girl that O en akıllı kızdır, ki o bu kursu iz-
followed this course. ledi. (O, bu kursu izleyen en akıllı
kızdır.)
It is the rain that spoils the O yağmurdur, ki o oyunu bozar. (O-
game. yunu bozan yağmurdur.)

He was the best worker that O en iyi işçi idi, ki o bizim fabrika-
worked in our factory. mızda çalıştı. (O, fabrikamızda
çalışan en iyi işçi idi.)
Frank bought everything that Frank her şeyi satın aldı, ki o karısı-
pleased his wife. nı memnnun etti. (Frank, karısını
memnun eden her şeyi satın aldı.)
It was the severe winter that Şiddetli kıştı, ki o Emma'yı mutsuz
made Emma unhappy. yaptı. (Emma'yı mutsuz yapan
şiddetli kıştı.)
We saw somebody that slept Birini gördük, ki o ağacın altında
under the tree. uyudu. (Ağacın altında uyuyan birini
gördük.)
Any pupil that finishes his home- Herhangi öğrenci, ki o ev ödevini
work can go out. bitirir, dışarı çıkabilir. (Ev ödevini
bitiren herhangi öğrenci dışarı
çıkabilir.)
Martin is the only policeman Martin tek polistir, ki o bilgisayarı
that uses the computer. kullanır. (Martin bilgisayarı kullanan
tek polistir.)
Was it you that broke the vase? O sen miydin, ki o vazoyu kırdı?
(Vazoyu kıran sen miydin?)


tümleç (-i halinde) ilgi zamirleri

Şimdiye kadar gördüğümüz ilgi zamirleri cümleciğin öznesi durumundaydılar. Yani cümleciğin fiilinin gösterdiği eylemi yapmaktaydılar.

Şimdi, cümlenin tümleci durumunda, yani -i halinde olan ilgi zamirlerini örnekler içinde inceleyelim. Bu durumda kullanılan zamirler "ki onu, ki ona" şeklinde bir anlam verirler.

İnsanlar için kullanılan ve -i halinde olan ilgi zamiri whom'dur. Anlamı "ki onu, ki ona" olan bu zamir özellikle konuşma dilinde pek az kullanılır.

The old man whom you saw Yaşlı adam, ki onu dün gördün,
yesterday is Gerald's Gerald'ın büyükbabasıdır. (Dün gör-
grandfather. düğün yaşlı adam Gerald'ın büyük-
basıdır.)
The people whom we met in the İnsanlar, ki onlara sokakta rastla-
streets were filled with joy. dık, neşe doluydular. (Dün sokakta
rastladığımız insanlar neşe
doluydular.)


Bu tip cümlelerde whom yerine who ve that kullanmak mümkündür.

The woman whom I saw was a Kadın, ki onu gördüm bir hemşire
nurse. idi. (Gördüğüm kadın bir hemşire
idi.)
The woman who I saw was a Gördüğüm kadın bir hemşireydi.
nurse.
The woman that I saw was a Gördüğüm kadın bir hemşireydi.
nurse.

Şahıslar haricindeki isimler için kullanılacak tümleç, yani -i halindeki ilgi zamirleri yine which ve that zamirleridir. Verdikleri anlam "ki onu, ki ona"dır.

The plums which I ate were Erikler, ki onları yedim, çok ekşi idi.
very sour. (Yediğim erikler çok ekşi idi.)
The letter that she received Mektup, ki onu dün aldı, Kanada-
yesterday came from Canada. dan geldi. (Dün aldığı mektup
Kanada'dan geldi.)


contact clause - zamirsiz ilgi cümleciği

Gerek insanlar için kullanılan "ki onu, ki ona" anlamındaki whom, who, that, gerekse nesneler için aynı anlamdaki which, that, -i halinde, yani tümleç olarak yer aldıkları cümleciklerden anlama hiç zarar vermeden atılabilirler.

The man whom you wanted has Adam, ki onu istedin, geldi. (İste-
come. diğin adam geldi.)
The man you wanted has come. İstediğin adam geldi.

The pencil which you lost Kalem, ki onu dün kaybettin, halının
yesterday is under the carpet. altındadır. (Dün kaybettiğin kalem
halının altındadır.)
The pencil you lost yesterday Dün kaybettiğin kalem halının altın-
is under the carpet. dadır.

Örneklerde önce whom ve which kullanılarak yapılımış cümlecikleri sonra bunlar kullanılmadan yapılmış contact clause cümleciklerini görüyoruz. Türkçe karşılıklarından da anlaşıldığı gibi bunlar whom, which ile yapılmış cümleciklerle aynı anlamı vermektedirler.

-i halinde ilgi zamirlerini bu şekilde atmak çoğu zaman mümkündür ve tercih edilen şekil de budur. Aşağıda, artık yeteri kadar alışıldığı için "ki onu" şeklinde çevirileri verilmemiş cümlelerde ilgi zamirli ve ilgi zamiri çıkarılmış örnekleri inceleyiniz.

The cake which my wife made Karımın yaptığı pasta iyi değildi.
wasn't good.
The cake my wife made wasn't Karımın yaptığı pasta iyi değildi.
good.

The officer whom they visited Ziyaret ettikleri memur onlara bazı
gave them some presents. hediyeler verdi.
The officer they visited gave Ziyaret ettikleri memur onlara bazı
them some presents. hediyeler verdi.

The new dress which Eleanor is Eleanor'ın giydiği yeni elbise çok
wearing is very lovely. hoş.
The new dress Eleanor is wearing Eleanor'ın giydiği yeni elbise çok
is very lovely. hoş.

The poor man whom they saw Hastanede gördükleri yoksul adam
in the hospital has died. öldü.
The poor man they saw in the Hastanede gördükleri yoksul adam
hospital has died. öldü.

The tree which they planted in Bahçeye diktikleri ağaç bir elma
the garden is an apple tree. ağacıdır.
The tree they planted in the Bahçeye diktikleri ağaç bir elma
garden is an apple tree. ağacıdır.

The potatoes which we bought Geçen hafta aldığımız patatesler
last week are bad. kötüdür.
The potatoes we bought last Geçen hafta aldığımız patatesler
week are bad. kötüdür.

edat ile ilgi zamirleri

Whom, that, which ilgi zamirleri edatlarla da kullanılırlar.

The girl to whom you sent an Kız, ki ona davetiye gönderdin, ge-
invitation is coming. liyor. (Davetiye gönderdiğin kız ge-
liyor.)
The girl that you sent an invi- Davetiye gönderdiğin kız geliyor.
tation to is coming.
The girl you sent an invitation Davetiye gönderdiğin kız geliyor.
to is coming.

That zamiri ile yapılmış ikinci cümlede to edatının that'ten sonra geldiği görülüyor. Son cümlede ilgi zamiri olmaksızın da aynı anlamın verildiği gö- rülüyor.

The country about which he Ülke, ki ona dair (onun hakkında)
wrote several articles is birkaç makale yazdı, Afrikadadır.
in Africa. Hakkında birkaç makale yazdığı
ülke Afrikadadır.
The country which he wrote Hakkında birkaç makale yazdığı
several articles about is in Africa. ülke Afrikadadır.
The country he wrote several Hakkında birkaç makale yazdığı
articles about is in Africa. ülke Afrikadadır.

The farmer from whom I bought a Çiftçi, ki ondan bir traktör aldım,
tractor gave me a sheep. bana bir koyun verdi. Bir traktör
aldığım çiftçi bana bir koyun verdi.
The farmer that I bought a Bir traktör aldığım çiftçi bana bir
tractor from gave me a sheep. koyun verdi.
The farmer I bought a tractor Bir traktör aldığım çiftçi bana bir
from gave me a sheep. koyun verdi.


iyelik halinde ilgi zamirleri

Şahıslar için kullanılan whose ilgi zamiri "ki onun, ki onların" anlamındadır.

The children whose shoes Çocuklar, ki onların ayakkabıları
are dirty can't go into the kirlidir, sınıfa giremezler. (Ayak-
the classroom. kabıları kirli olan çocuklar sınıfa
giremezler.)

The woman whose bag was Çantası çalınan kadın karakola gitti.
stolen went to the police (Kadın ki onun çantası çalındı,
station. karakola gitti.)

Şahıslar dışındaki nesnelerin iyelik hali için de whose kullanılabilir. Fakat pek nadirdir. Bu durumda "with" kullanmak suretiyle bir iyelik hali yapmak tercih edilir.

They live in a house whose door Onlar bir evde otururlar, ki onun ka-
is green. pısı yeşildir. Onlar kapısı yeşil olan
bir evde otururlar.
They live in a house with a Onlar yeşil kapılı bir evde otururlar.
green door.

The car whose tyres are new is Otomobil, ki onun lastikleri yenidir,
mine. benimkidir. Lastikleri yeni olan oto-
mobil benimkidir.
The car with new tyres is mine. Yeni lastikli otomobil benimkidir.


what ilgi zamiri olarak

İlgi zamirinin yerini tutacağı isim söylenmemişse what sözcüğü "o şey (şeyler) ki, ne ki" anlamında kullanılır.

What he saw made him angry. Şeyler ki o gördü, (ne ki o gördü),
onu kızdırdı. Gördüğü şeyler onu
kızdırdı.
What you say is not true. Şey ki (ne ki) sen söylersin, doğru
değildir. Söylediğin doğru değildir.
I don't remember what I heard. Ne ki işittim, hatırlamıyorum. İşitti-
ğimi hatırlamıyorum.
You can take what you want. Ne ki istersin, alabilirsin. İstediğini
alabilirsin.
They didn't tell us what they Ne ki mağarada gördüler bize söy-
saw in the cave. lemediler. Mağarada gördüklerini
bize söylemediler.
I can't explain what I feel. Ne hissettiğimi açıklayamam

VERBS - FİİLLER

Fiilin tanımı

Fiiller bir şahıs veya şeyin ne yaptığını, ne durumda olduğunu veya kendisine ne yapılldığını bildiren sözcüklerdir. Başka bir deyişle, fiiller, bir hareket, oluş ve durum bildirirler.

Fiiller eylem veya durumları gösterirken onların zamanını, süresini, tamamlanma hallerini de belirtirler.

to go gitmek
Go! Git!
He is going. O gidiyor.
They sleep here. Onlar burada uyurlar.
We drank water. Su içtik.
She will sing. Şarkı söyleyecek.
We have eaten the cakes. Pastaları yedik.

He must come. O gelmeli.
Mary can carry it. Mary onu taşıyabilir.
She may sell the ring. Yüzüğü satabilir.
We ought to repair his Otomobilini tamir etmeliyiz.
car.
They used to visit us. Bizi ziyaret ederlerdi.
The man is tired. Adam yorgundur.

İngilizce fiillerin mastar eki olan ve Türkçe fiildeki "-mek, -mak"ın anlamını veren to, fiil gövdesinin önünde yer alır. İngilizcede fiilin bu şekline (infinitive - mastar) denir.

Fiillerin çeşitli zamanların yapılmasında kullanılan şekilleri, aldığı ekleri, düzenli, düzensiz diye ikiye ayrılışını ve belirttikleri eylemlerin özne ile nesne arasındaki geçişlilik durumlarını ele alarak inceleyelim:

Fiiller verdikleri anlam ve kullanılış yerleri uyarınca şu şekillerde bulunurlar :


1. Mastar halinde, yani çekimsiz biçimde (infinitive)

to drink içmek
to work çalışmak
to give vermek
to talk konuşmak

2. Geniş zaman halinde bir cümlede bulundukları zaman önlerindeki to mastar eki kalkmış olarak (simple present tense)

they drink içerler
you work çalışırsın
we give veririz
I talk konuşurum

Bu zaman halindeki cümlelerin öznesi tekilse, yani bir tek şahıs veya şeyi gösteriyorsa fiil -s ekini alır.

he drinks o içer
Dora works Dora çalışır
Andrew gives Andrew verir
she talks o konuşur

3. Şimdiki zaman halindeki (present continuous tense) bir cümlede veya (gerund - isim fiil) olarak kullanıldığında sonuna ing eki almış olarak

drinking içme, içen
working çalışma, çalışan
giving verme, veren
talking konuşma, konuşan
We are drinking. Biz içiyoruz.
She is working. O çalışıyor.
They are giving. Onlar veriyorlar.
Mary is talking. Mary konuşuyor.

4. Geçmiş zaman halinde bir cümle yapısı içinde bulundukları zaman (simple past tense). Geçmiş zaman ifadesi (ve 5. maddede göreceğimiz zaman) için kullanılacak biçimleri bakımından İngilizcede olağan fiiller iki gruba ayrılırlar.

A. düzenli fiiller
B. düzensiz fiiller

Düzenli fiiller grubundan bir fiil geçmiş zaman haline girerken sonuna "-ed" eklenir.

she worked çalıştı
Mary talked Mary konuştu

Düzensiz fiiller grubundan bir fiil geçmiş zaman haline girerken bu fiilin geçmiş zaman için mevcut olan şekli alınır. Bu gruptaki her fiilin geçmiş zaman için kullanılmak üzere ayrı bir şekli vardır. Bu fiilleri, geçmiş zaman için kullanılan şekilleriyle birlikte ileride bir liste halinde göreceğiz.
we drank içtik
they gave verdiler

5. Şimdiki bitmiş zaman halinde bir cümlede bulundukları zaman (present perfect tense). Böyle bir zamanda bulunan cümlede fiilin bu amaçla kulla-nılacak şekli yer alır. Fiil düzenli fiiller grubundansa "-ed" ilave edilmişşekli, düzensiz fiiller grubundansa fiilin bu amaçla kullanılan üçüncü şekli kullanılır. Bu açıklamaya göre, düzenli fiillerin geçmiş zamanda kullanılan şekilleriyle, yakın geçmiş zamanda kullanılan şekilleri aynıdır. Her ikisi de "-ed" eki almış durumdadır.

she has worked çalıştı
Mary has talked Mary konuştu

Düzensiz fiillerin geçmiş zaman için kullanılan şekillerinden başka şimdiki bitmiş zaman (present perfect tense) için kullanılacak ayrı bir üçüncü şekilleri vardır. Past participle (geçmiş zaman ortacı) adı verilen bu üçüncü şekilleri de düzensiz fiiller listesinde görülmektedir.

we have drunk içtik
they have given verdiler

Yukarıda açıkladığımız fiil biçimlerini bir tablo halinda aşağıda bir daha görelim :


olağan fiillerin biçimi

1. mastar halinde to drink - to talk
2. geniş zaman drink, drinks - talk, talks
3. şimdiki zaman drinking - talking
4. geçmiş zaman drank - talked
5. şimdiki bitmiş zaman drunk - talked


regular and irregular verbs - düzenli ve düzensiz fiiler

İngilizcede olağan fiiller iki grupta toplanırlar. Bir fiil ya "regular -düzenli" ya da "irregular -düzensiz"dir. Düzenli fiillerin özelliği, geçmiş zaman biçimlerinin fiil köküne "-ed" ilavesiyle yapılmasıdır.

I walk yürürüm
I walked yürüdüm
she helps yardım eder
she helped yardım etti
they want isterler
they wanted istediler

Bu tip fiiller şimdiki bitmiş zaman kipinde kullanılırken yine aynı biçimlerini, yani "-ed" eki almış biçimlerini korurlar.
I walk yürürüm
I walked yürüdüm
I have walked yürüdüm

she helps yardım eder
she helped yardım etti
she has helped yardım etti

they want isterler
they wanted istediler
they have wanted istediler

Görüldüğü gibi düzenli fiiller geçmiş zamanda da, şimdiki bitmiş zamanda da "-ed" eki almaktadırlar.


irregular verbs - düzensiz fiiller

Düzenli fiillerin ikinci ve üçüncü şekillerinin hep aynı oluşu, yani "-ed" ilavesiyle yapılmasına karşın düzensiz fiillerin, geçmiş zaman için kullanılan ikinci ve şimdiki bitmiş zaman için kullanılan üçüncü şekilleri ayrı biçimdedirler.

Aşağıda üç sütun halindeki listenin ilkinde fiilin mastar (infinitive) halini, ikincisinde geçmiş zamanda (past tense) kullanılan şeklini, üçüncüsünde şimdiki bitmiş zamanda (present perfect tense) kullanılan şeklini görmekteyiz. Üçüncü şekil "geçmiş zaman ortacı - sıfat fiil" (past participle) olarak isimlendirilir.

THE PRESENT TENSES - ŞİMDİKİ ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki zaman vardır.

a. the present continous tense - şimdiki zaman
b. the simple present tense - geniş zaman

Her bir zamanı kısaca açıklayarak kullanılma yeri, şekil olarak nasıl meydana getirildiği ve çeşitli hallerini gözden geçirelim.


the present continuous tense - şimdiki zaman

Fiil köküne -ing takısı eklenerek önüne, özneye uygun to be yardımcı fiili getirilirse şimdiki zaman kipi meydana gelir.

to be yardımcı fiilinin şimdiki zamanda kullanılacak üç şekli am, is, are dır. Özne I ise am kullanılır. Özne tekil bir şahıs veya şeyse is, çoğulsa are kullanılır.

I am going to the park. Ben parka gidiyorum.
He is drinking milk. O süt içiyor.
They are running. Koşuyorlar.

Bu zaman halindeki bir cümleyi soru yapmak için cümledeki to be yardımcı fiili (am, is, are) cümle başına getirilir, olumsuz yapmak için to be ile esas fiil arasına not ilave edilir.
Am I going to the park? Ben parka gidiyor muyum?
Is he drinking milk? O süt içiyor mu?
Are they running? Koşuyorlar mı?
I am not going to the park. Ben parka gitmiyorum.
He is not drinking milk. O süt içmiyor.
They are not running. Koşmuyorlar.


the simple present tense - geniş zaman

Özneden sonra fiil yalın halde kullanılırsa geniş zaman kipi meydana gelir. Yalnız, özne tekilse fiile "s" ilave edilir.

I read a letter. Bir mektup okurum.
He drives the car. Otomobili kullanır.
They run. Koşarlar.

Bu cümleleri soru yapmak için cümlenin, başına do yardımcı fiili ilave edilir. Olumsuz yapmak için fiilin önüne do not getirilir.

Do I read a letter? Bir mektup okur muyum?
Do they run? Koşarlar mı?
I do not read a letter. Bir mektup okumam.
They do not run. Koşmazlar.

Öznenin tekil olması durumunda fiile eklenen "s" soru ve olumsuz yapılma halinde fiilden alınır, cümleye ilave edilen do yardımcı fiiline eklenir. Do yardımcı fiilinin son harfi "o" olması nedeniyle bu ekleme "does" şeklinde olur.


He drives the car. Otomobili kullanır.
Does he drive the car? Otomobili kullanır mı?
He does not drive the car. Otomobili kullanmaz.
__________________

THE PAST TENSES - GEÇMİŞ ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki zaman vardır.

a. the simple past tense - geçmiş zaman (di'li)
b. the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Bu zamanları da çok kısa bir şekilde ve örnekleriyle görelim :


the simple past tense - geçmiş zaman

Özneden sonra fiil, düzenli fiiller grubundansa, -ed eki almış olarak, düzensiz fiiller grubundansa, ikinci şekliyle, yani geçmiş zaman şekli getirilerek geçmiş zaman kipi yapılmış olur.

I walked to the window. Pencereye yürüdüm.
She drank some wine. Biraz şarap içti.

We cleaned the table. Masayı temizledik.
They wrote letters. Mektuplar yazdılar.

Bu cümleleri soru yapmak için cümle başına (do yardımcı fiilinin geçmiş şekli olan) did getirilir. Olumsuz yapmak için fiilin önüne did not getirilir. Cümleye bu ilaveler yapılırken esas fiil düzenli bir fiilse ed ilavesi kalkar, düzensiz bir fiilse geçmiş zaman için kullanılan ikinci şeklinden çıkıp ilk şekli olan yalın hale (infinitive) döner.

Did I walk to the window? Pencereye yürüdüm mü?
Did she drink any water? Hiç su içti mi?
Did we clean the table? Masayı temizledik mi?
Did they write letters? Mektuplar yazdılar mı?

I did not walk to the window. Pencereye yürümedim.
She did not drink any water. Hiç su içmedi.
We did not clean the table. Masayı temizlemedik.
They did not write letters. Mektuplar yazmadılar.


the past continuous tense - sürekli geçmiş zaman

Ing eki almış esas fiil önüne to be yardımcı fiilinin geçmiş zaman halleri getirilirse sürekli geçmiş zaman kipi oluşur. To be fiilinin geçmiş zaman şekilleri was ve were'dir. Özne tekilse was, çoğulsa were kullanılır.

I was walking. Yürüyordum.
He was resting. İstirahat ediyordu.
You were swimming in the pool. Yüzme havuzunda yüzüyordunuz.
They were building a bridge. Bir köprü yapıyorlardı.

Bu cümleleri soru yapmak için to be yardımcı fiili (was, were) cümlenin başına getirilir. Olumsuz yapmak için to be ile esas fiil arasına not konulur.

Was I walking? Yürüyor muydum?
Was he resting? İstirahat ediyor muydu?

Were you swimming in the pool? Yüzme havuzunda yüzüyor muy-
dunuz?
Were they building a bridge? Bir köprü yapıyorlar mıydı?
I was not walking. Yürümüyordum.
He was not resting. İstirahat etmiyordu.
You were not swimming in the Yüzme havuzunda yüzmüyordunuz.
pool.
They were not building a bridge. Bir köprü yapmıyorlardı.

THE PERFECT TENSES - BİTMİŞ ZAMANLAR

Bu grubun içinde altı zaman vardır.

a. the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman
b. the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman
c. the present perfect continuous tense - sürekli şimdiki
bitmiş zaman
d. the past perfect continuous tense - sürekli geçmişte
bitmiş zaman
e. the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman
f. the future perfect continuous tense - sürekli gelecekte
bitmiş zaman
Bunları da kısaca örneklerle verelim.


the present perfect tense - şimdiki bitmiş zaman

Bu kipte, fiilin üçüncü şekli yani "past participle - geçmiş zaman ortacı" ile onun önünde have yardımcı fiili kullanılır. Bilindiği gibi düzenli fiillerin üçüncü şekilleri "ed" ekiyle yapılır, düzensizlerin üçüncü şekilleri ise ayrı olarak mevcuttur. Bunlar 112-116 sayfalarda bir liste halinde görülmektedir.

Have yardımcı fiili, cümlenin öznesi tekilse has şekline girer.

I have finished my work. İşimi bitirdim.
She has seen the visitors. Ziyaretçileri gördü.
You have taken their pens. Onların kalemlerini aldın.
He has changed his mind. Fikrini değiştirdi.
They have gone to Paris. Paris'e gittiler.

Bu cümleleri soru yapmak için have yardımcı fiili cümlenin başına getirilir, olumsuz yapmak için esas fiille have arasına not konulur.

Have I finished my work? İşimi bitirdim mi?
Has she seen the visitors? Ziyaretçileri gördü mü?
Have you taken their pens? Onların kalemlerini aldın mı?
Has he changed his mind? Fikrini değiştirdi mi?
Have they gone to Paris? Paris'e gittiler mi?

I have not finished my work. İşimi bitirmedim.
She has not seen the visitors. Ziyaretçileri görmedi.
You have not taken their pens. Onların kalemlerini almadın.
He has not changed his mind. Fikrini değiştirmedi.
They have not gone to Paris. Paris'e gitmediler.


the past perfect tense - geçmişte bitmiş zaman

Fiillerin üçüncü şekli "past participle - geçmiş zaman ortacı" önünde have yardımcı fiilinin geçmiş şekli olan had kullanmak suretiyle yapılır. Had her türlü özne önünde aynı kalır. Tekil ve çoğul için değişmez.

You had accepted his offer. Onun teklifini kabul etmiştin.
She had washed the towels. Havluları yıkamıştı.
We had eaten the sweets. Tatlıları yemiştik.
He had broken your glass. Sizin bardağınızı kırmıştı.

Bu cümleleri soru yapmak için had yardımcı fiili cümlenin başına getirilir, olumsuz yapmak için esas fiille had arasına not konulur.

Had you accepted his offer? Onun teklifini kabul etmiş miydin?
Had she washed the towels? Havluları yıkamış mıydı?

Had we eaten the sweets? Tatlıları yemiş miydik?
Had he broken your glass? Sizin bardağınızı kırmış mıydı?

You had not accepted his offer. Onun teklifini kabul etmemiştin.
She had not washed the towels. Havluları yıkamamıştı.

We had not eaten the sweets. Tatlıları yememiştik.
He had not broken your glass. Sizin bardağınızı kırmamıştı.


the present perfect continuous tense -
sürekli şimdiki bitmiş zaman

Fiilin ing eki almış şekli önünde have ve to be yardımcı fiillerinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

To be fiilinin bu kipte kullanılan şekli been'dir. Have fiili tekil öznelerle has, çoğul öznelerle have şeklinde olur.

You have been waiting for hours. Saatlerdir bekliyorsun. (beklemek-
tesin.)
She has been cleaning the Halıları temizliyor. (temizlemekte.)
carpets.
They have been working on a Bir proje üzerinde çalışıyorlar.
project.
He has been typing my letters. Mektuplarımı daktilo ediyor.

Bu cümleleri soru yapmak için have yardımcı fiili cümlenin başına alınır, olumsuz yapmak için not sözcüğü have ile been arasına getirilir.

Have you been waiting for hours? Saatlerdir bekliyor musun?
Has she been cleaning the Halıları temizliyor mu?
carpets?
Have they been working on a Bir proje üzerinde çalışıyorlar mı?
project?
Has he been typing my letters? Mektuplarımı daktilo ediyor mu?
You have not been waiting for Saatlerdir beklemiyorsun.
hours.
She has not been cleaning the Halıları temizlemiyor.
carpets.

They have not been working Bir proje üzerinde çalışmıyorlar.
on a project.
He has not been typing my Mektuplarımı daktilo etmiyor.
letters.
the past perfect continuous tense -
sürekli geçmişte bitmiş zaman

Fiilin ing eki almış şekli önünde have yardımcı fiilinin had şekliyle to be yardımcı fiilinin been şeklinin birlikte kullanılmasiyle yapılır. Had ve been her türlü özne için aynı kalırlar.

I had been sleeping. Uyumaktaydım.
He had been reading. Okumaktaydı.
We had been trying to repair Makineyi tamir etmeye çalışmaktay-
the machine. dık.
They had been drinking. İçmekteydiler.

Soru haline sokmak için had cümle başına alınır, olumsuz yapmak için had ile been arasına not sözcüğü yerleştirilir.

Had you been sleeping? Uyumakta mıydın?
Had he been reading? Okumakta mıydı?
Had we been trying ta repair Makineyi tamir etmeye çalışmakta
the machine? mıydık?
Had they been drinking? İçmekte miydiler?

You had not been sleeping. Uyumakta değildin.
He had not been reading. Okumakta değildi.
We had not been trying to Makineyi tamir etmeye çalışıyor
repair the machine. değildik.
They had not been drinking. İçmekte değildiler.


the future perfect tense - gelecekte bitmiş zaman

Fiillerin üçüncü şekli ile shall (will) ve have yardımcı fiillerinin birlikte kullanılmasıyla yapılır.

I shall have finished the book. Kitabı bitirmiş olacağım.
You will have learnt. Öğrenmiş olacaksın.
He will have eaten the food. Yiyeceği yemiş olacak.
They will have seen everything. Her şeyi görmüş olacaklar.

Soru hali shall (will) cümle başına alınarak, olumsuzluk shall (will) ile have arasına not konularak yapılır.

Shall I have finished the book? Kitabı bitirmiş olacak mıymı?
Will you have learnt? Öğrenmiş olacak mısınız?
Will he have eaten the food? Yiyeceği yemiş olacak mı?
Will they have seen everything? Her şeyi görmüş olacaklar mı?

I shall not have finished the book Kitabı bitirmiş olmayacağım.
You will not have learnt. Öğrenmiş olmayacaksın.
He will not have eaten the food. Yiyeceği yemiş olmayacak.
They will not have seen every- Her şeyi görmüş olmayacaklar.
thing.


the future perfect continuous tense -
sürekli gelecekte bitmiş zaman

ing eki almış fiilin önünde shall (will), have ve to be fiillerinin üçünün birden kullanılmasiyle yapılır. Özneye uygun shall (will) yardımcı fiillerinden biri alındıktan sonra have getirilir. Bundan sonra da to be yardımcı fiilinin been şekli konulur.

I shall have been working. Çalışıyor olacağım.
She will have been singing. Şarkı söylüyor olacak.
You will have been running. Koşuyor olacaksınız.
They will have been playing. Oynuyor olacaklar.

Soru şekli için shall (will) cümle başına alınır, olumsuzluk için shall (will) ile have arasına not konulur.

Shall I have been working? Çalışıyor olacak mıyım?
Will she have been singing? Şarkı söylüyor olacak mı?
Will you have been running? Koşuyor olacak mısınız?
Will they have been playing? Oynuyor olacaklar mı?

I shall not have been working. Çalışıyor olmayacağım.
She will not have been singing. Şarkı söylüyor olmayacak.
You will not have been running. Koşuyor olmayacaksınız.
They will not have been playing. Oynuyor olmayacaklar.

Bu fiil zamanı İngilizcede pek az kullanılır.

THE FUTURE TENSES - GELECEK ZAMANLAR

Bu grubun içinde iki kip ile bunlara ilaveten going to yapısı vardır.

a. the future tense - gelecek zaman
b. the future continuous tense - sürekli gelecek zaman
c. going to form - going to yapısı

Bunları da teker teker ele alarak kısaca bilgi verelim:




the future tense - gelecek zaman

Bu zaman kök halinde "infinitive - mastar" fiil önüne shall (will) yardımcı fiilini getirmek suretiyle yapılır. Özne I ve we ise shall, bunlar dışında will kullanılır. (Fakat I ve we ile de çoğu kez will kullanıldığı görülür.)

I shall understand it. Onu anlayacağım.
You will like them. Onları seveceksin.
He will buy a boat. Bir kayık alacak.
They will come again. Tekrar gelecekler.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına getirilir, olumsuzluk için shall (will) ile esas fiil arasına not konulur.

Shall I understand it? Onu anlayacak mıyım?
Will you like them? Onları sevecek misin?
Will he buy a boat? Bir kayık alacak mı?
Will they come again? Tekrar gelecekler mi?

I shall not understand it. Onu anlamayacağım.
You will not like them. Onları sevmeyeceksin.
He will not buy a boat. Bir kayık almayacak.
They will not come again. Tekrar gelmeyecekler.


the future continuous tense - sürekli gelecek zaman

ing eki almış fiil önüne to be yardımcı fiilinin be şekli ile shall (will) getirmek suretiyle yapılır.

I shall be waiting for you. Seni bekliyor olacağım.
She will be sweeping the room. Odayı süpürüyor olacak.
You will be sleeping then. O zaman uyuyor olacaksın.
It will be eating the food. Yiyeceği yiyor olacak.

Soru yapmak için shall (will) cümle başına alınır, olumsuz yapmak için shall (will) ile be arasına not konulur.

Shall I be waiting for you? Seni bekliyor mu olacağım?
Will she be sweeping the room? Odayı süpürüyor mu olacak?
Will you be sleeping then? O zaman uyuyor mu olacaksın?
Will it be eating the food? Yiyeceği yiyor mu olacak?
I shall not be waiting for you. Seni bekliyor olmayacağım.
She will not be sweeping the Odayı süpürüyor olmayacak.
room.
You will not be sleeping then. O zaman uyuyor olmayacaksın.
It will not be eating the food. Yiyeceği yiyor olmayacak.

going to form - going to yapısı

Yalın halde bir fiilin önüne going to getirilirse gelecek zaman ifadesi veren bir yapı kurulmuş olur. Bu yapıda going to'dan önce cümlenin öznesine uygun to be fiili kullanılır: I için am, tekil özne için is, çoğul özne için are.

Türkçe'ye future tense - gelecek zaman gibi çevrilen going to yapısı anlam bakımından ondan biraz farklıdır.

I am going to sell my carpet. Halımı satacağım.
He is going to make a toy. Bir oyuncak yapacak.
We are going to pay the bill. Hesabı ödeyeceğiz.
They are going to clean the Evi temizleyecekler.
house.

Soru haline sokmak için cümledeki to be fiili başa getirilir, olumsuzluk için not sözcüğü to be ile going arasına yerleştirilir.

Am I going to sell my carpet? Halımı satacak mıyım?
Is he going to make a toy? Bir oyuncak yapacak mı?
Are we going to pay the bill? Hesabı ödeyecek miyiz?
Are they going to clean the Evi temizleyecekler mi?
house?

I am not going to sell my carpet. Halımı satmayacağım.
He is not going to make a toy. Bir oyuncak yapmayacak.
We are not going to pay the bill. Hesabı ödemeyeceğiz.
They are not going to clean the house.Evi temizlemeyecekler.

THE AUXILIARIES - YARDIMCI FİİLLER

Yardımcı fiiller hakkında daha önce genel bir fikir verdik. Burada her bir yardımcı fiili tekrar ele alarak daha ayrıntılı bilgi vereceğiz.

Yardımcı fiillerden be, have ve do temel yardımcı fiiller (primary auxiliaries) diye adlandırılırlar. Bunların kullanılış alanı çoktur. Birçok zamanların yapılmasında kullanılırlar.

Bunlar dışındaki yardımcı fiillere kip belirteçleri (modals) denir. Birlikte kullanıldıkları fiilin anlamı üzerinde değişiklik yaparlar.

Bu konuda şunu da ilave edelim: Yardımcı fiiller bölümünde incelediğimiz bu fiillerin bir kısmı ayrıca olağan fiii olarak da kullanılırlar. Her bir fiili incelerken bunları da belirteceğiz.

TO HAVE To have yardımcı fiilinin, 1. infinitive - mastar, past tense - geçmiş zaman, past participle - geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır: 1 2 3 have had had Aşağıdaki tablolarda to have fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. şimdiki zaman olumlu normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I have I've benim var you have you've senin var he has he's onun var she has she's onun var it has it's onun var we have we've bizim var you have you've sizin var they have they've onların var soru soru şekli anlamı have I? benim var mı? have you? senin var mı? has he? onun var mı? has she? onun var mı? has it? onun var mı? have we? bizim var mı? have you? sizin var mı? have they? onların var mı? olumsuz normal şekil birinci kısaltma ikinci kısaltma anlamı şekli şekli I have not I haven't I've not benim yok you have not you haven't you've not senin yok he has not he hasn't he's not onun yok she has not she hasn't she's not onun yok it has not it hasn't it's not onun yok we have not we haven't we've not bizim yok you have not you haven't you've not senin yok they have not they haven't they've not onların yok olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı have I not? haven't I? benim yok mu? have you not? haven't you? senin yok mu? has he not? hasn't he? onun yok mu? has she'not? hasn't she? onun yok mu? has it not? hasn't it? onun yok mu? have we not? haven't we? bizim yok mu? have you not? haven't you? sizin yok mu? have they not? haven't they? onların yok mu? Kısaltmaların sadece olumlu ve olumsuz cümlelerde yapılabildiğini, soru halindeki cümlelerde kısaltma olmadığını görüyoruz. geçmiş zaman olumlu normal şekli kısaltılmış şekil anlamı I had I'd benim vardı you had you'd senin vardı he had he'd onun vardı she had she'd onun vardı it had it'd onun vardı we had we'd bizim vardı you had you'd sizin vardı they had they'd onların vardı soru soru şekli anlamı had I? benim var mıydı? had you? senin var mıydı? had he? onun var mıydı? had she? onun var mıydı? had it? onun var mıydı? had we? bizim var mıydı? had you? sizin var mıydı? had they? onların var mıydı? olumsuz normal şekil 1. kısaltma 2. kısaltma anlamı I had not I hadn't I'd not benim yoktu you had not you hadn't you'd not senin yoktu he had not he hadn't he'd not onun yoktu she had not she hadn't she'd not onun yoktu it had not it hadn't it'd not onun yoktu we had not we hadn't we'd not bizim yoktu you had not you hadn't you'd not sizin yoktu they had not they hadn't they'd not onların yoktu Olumsuzda ikinci kısaltma şeklinde got fiili kullanılır. (I'd not got, he'd not got, we'd not got) olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı had I not? hadn't I? benim yok muydu? had you not? you hadn't you? senin yok muydu? had he not? hadn't he? onun yok muydu? had she not? hadn't she? onun yok muydu? had it not? hadn't it? onun yok muydu? had we rot? hadn't we? bizim yok muydu? had you not? hadn't you? sizin yok muydu? had they not? hadn't they? onların yoktu? To have fiili olağan bir fiil olarak diğer zamanlarda da kullanılır. Aynen onların uyduğu kurallara göre çekimlenir. (to have) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. to have fiili, fiillerin üçüncü şekilleriyle, yani "past participle - geçmiş zaman ortacı" ile birlikte "perfect tenses - bitmiş zamanlar" oluşturur. Bu zamanlar şunlardır: the present perfect tense şimdiki bitmiş zaman the past perfect tense geçmişte bitmiş zaman the future perfect tense gelecekte bitmiş zaman I have seen your brother. Erkek kardeşini gördüm. He has carried all the wood. Bütün odunu taşıdı. She had learnt all the words. Bütün sözcükleri öğrenmişti. The girl had worked all day Kız bütün gün boyu çalışmıştı. long. We shall have seen the result. Sonucu görmüş olacağız. They will have finished the Kitabı bitirmiş olacaklar. book. 2. to'lu bir mastar önünde zorunluluk ifade eder. O fiilin gösterdiği eylemin yapılmasının zorunlu olduğunu belirtir. Bu anlamı must yardımcı fiiline çok yakındır, fakat aynı değildir. Have to ile gösterilen zorunluluk sözü söyleyenin isteği değil, kural veya içinde bulunulan durumun yani dış etkenlerin ortaya koyduğu bir zorunluluktur. You must go. Gitmelisin. sözü bunu söyleyenin ortaya koyduğu bir zorunluluğu göstermektedir. Bir nevi "Ben gitmeni istiyorum." anlamındadır. You have to go. Gitmelisin. sözünde ise gitme zorunluluğunu dış etkenler ortaya çıkarmaktadır. Bu sözde "gitmen kurallar veya program gereğidir." gibi bir zorunluluk anlamı vardır. She has to answer all the Bütün sorulara cevap vermek questions. zorundadır. They have to shut the doors at Kapıları saat altıda kapamak zorun- six o-clock. dadırlar. We have to clean the kitchen Mutfağı her sabah temizlemek zo- every morning. rundayız. The students have to stand up Öğretmen geldiği zaman öğrenciler when the teacher comes. ayağa kalkmak zorundadırlar. I have to buy a new hat. Yeni bir şapka almak zorundayım. Özne tekil olduğu zaman have'in has şeklinin kullanıldığına dikkat ediniz. Have to'nun geçmiş zaman şekli had to'dur. I have to write my name. Adımı yazmalıyım. (Yazmak zorundayım.) I had to write my name. Adımı yazmak zorunda kaldım. She had to change her dress. Elbisesini değiştirmek zorunda kaldı. Philip had to pay ten pounds. Philip on paund ödemek zorunda kaldı. We had to give it back. Onu geri vermek zorunda kaldık. have got to, had got to Have to ve had to yapısının içine anlama hiç zarar vermeden got sözcüğü girebilir. Bu şekil kullanışa çok rastlanır. We have to show our passports. Pasaportlarımızı göstermek zorun- dayız. We have got to show our Pasaportlarımızı göstermek zorun- passports. dayız. She has got to answer in English. İngilizce olarak cevap vermek zo- rundadır. They had got to pay for the Hasarı ödemek zorunda kaldılar. damage. I had got to be at school at Saat sekizde okulda olmak zorunda eight o'clock. kaldım. He has got to get up early. Erken kalkmak zorundadır. He had got to get up early. Erken kalkmak zorunda kaldı. Have got to, had got to yapısı kullanıldığı zaman çoğunlukla have (had) özne ile birleştirilerek kısaltılır. I've got to see them every Onları her sabah görmek zorunda- morning. yım. She'd got to take the children Çocukları okula götürmek zorun- to school. da kaldı. We've got to take this medicine Bu ilacı düzenli olarak almak zorun- regularly. dayız. They'd got to clean the rifles Silahları sık sık temizlemek zorunda often. kaldılar. soru ve olumsuz yapma Have to ile yapılmış cümleler iki şekilde soru ve olumsuz yapılabilir: 1. yardımcı fiiller kurallarına göre, 2. olağan fiiller kurallarına göre. Yardımcı fiil kurallarına göre yapıldığı zaman, have (had) cümle başına alı-narak soru, have'den sonra not kullanılarak olumsuz olurlar. Bu durum, yapı içinde got olsun olmasın fark etmez. Zira yukarıda belirttiğimiz gibi, cümleye got ilave edilmesi anlamda değişme yapmaz. He has to eat fruit. Meyve yemek zorundadır. Has he to eat fruit? Meyve yemek zorunda mıdır? Has he got to eat fruit? Meyve yemek zorunda mıdır? He hasn't to eat fruit. Meyva yemek zorunda değildir. He hasn't got to eat fruit. Meyve yemek zorunda değildir. They had to break the box. Kutuyu kırmak zorunda kaldılar. Had they to break the box? Kutuyu kırmak zorunda mı kaldılar? Had they got to break the box? Kutuyu kırmak zorunda mı kaldılar? They hadn't got to break the Kutuyu kırmak zorunda kalmadılar. box. Olağan fiil kurallarına göre soru ve olumsuz yapıldığı zaman do yardımcı fiilinden yararlanılır. Do cümle başına alınarak soru, have'den önce do not getirilerek olumsuz yapılır. Cümle geçmiş zaman halindeyse, yani had kullanılmışsa soru ve olumsuz yaparken do'nun geçmiş hali olan did kullanılır ve had yerini have'e bırakır. Önemli olan bir nokta da şudur: do (did) ile soru ve olumsuz yapma durumlarında cümlede got kullanılmaz. You have to sign these papers. Bu kâğıtları imzalamalısın. Do you have to sign these Bu kâğıtları imzalamak zorunda mı- papers? sın? You don't have to sign these Bu kâğıtları imzalamak zorunda de- papers. ğilsin. She has to feed the dog. Köpeği beslemelidir. Does she have to feed the dog? Köpeği beslemek zorunda mıdır? She doesn't have to feed the dog. Köpeği beslemek zorunda değildir. Öznenin tekil olması nedeniyle kullanılan has, cümleye do girmesiyle have şekline girmekte, do fiili bu durumda does almaktadır. Bunu son örnekte görüyoruz. Bu iki şekil soru ve olumsuzluk yapma arasındaki küçük anlam farkı şudur: Do ile yapılan soru ve olumsuzluk cümlelerinde daha sürekli bir zarunluluk ifadesi vardır. Diğer şekilde ise daha çok bir kerelik zorunluluk anlatılır. Do you have to water the Çiçekleri sulamak zorunda mısın? flowers? (her zaman) Have you to water the flowers? Çiçekleri sulamak zorunda mısın? (şimdi) You don't have to water the Çiçekleri sulamak zorunda değilsin. flowers. (hiçbir zaman) You haven't to water the Çiçekleri sulamak zorunda değilsin. flowers. (şimdi) Did he have to brush his shoes? Ayakkabılarını fırçalamak zorunda mıydı? (her zaman) Had he to brush his shoes? Ayakkabılarını fırçalamak zorunda mı kaldı? (bir kerelik) He didn't have to brush his Ayakkabılarını fırçalamak zorunda shoes. değildi. (hiçbir zaman) He hadn't to brush his shoes. Ayakkabılarını fırçalmak zorunda kalmadı. (o sefer için) 3. başkasına yaptırılan işlerin anlatımı için have Başka kişilere yaptırılan işleri anlatmak için have fiilinden sonra tümleç ve ondan sonra da yaptırılan eylemi bildiren fiilin geçmiş zaman ortacı kullanılır. I have my room swept. Odamı süpürtürüm. I had my room swept. Odamı süpürttüm. I will have my room swept. Odamı süpürteceğim. I am having my room swept. Odamı süpürtüyorum. She has her hair dyed once a Saçını ayda bir boyatır. month. She had her hair cut yesterday. Saçını dün kestirdi. We'll have our clock repaired. Saatimizi tamir ettireceğiz. He had it translated into English. Onu İngilizceye çevirtti. They had the car washed. Otomobili yıkattılar. You have your carpets cleaned Halılarınızı sık sık yıkatırsınız. often. I had it brought on a tray. Onu bir tepside getirttim. They have the wine sent Şarabı Fransa'dan göndertirler. from France. Bu yapıda have yerine get kullanılabilir. She gets the windows cleaned Pencereleri her gün temizletir. every day. I got the books placed on the Kitapları raflara yerleştirttim. shelves. Bu cümlelerin soru ve olumsuz halleri do yardımcı fiiliyle yapılır. You have your shoes mended. Ayakkabılarını tamir ettirirsin. Do you have your shoes mended? Ayakkabılarını tamir ettirir misin? You don't have your shoes Ayakkabılarını tamir ettirmezsin. mended. She had the furniture changed. Mobilyayı değiştirtti. Did she have the furniture Mobilyayı değiştirtti mi? changed? She didn't have the furniture Mobilyayı değiştirtmedi. changed. They had the coffee brought Kahveyi bahçeye getirttiler. to the garden. Did they have the coffee brought Kahveyi bahçeye getirttiler mi? to the garden? They didn't have the coffee Kahveyi bahçeye getirtmediler. brought to the garden. We get the children vaccinated. Çocukları aşılatırız. Do we get the children Çocukları aşılatır mıyız? vaccinated? We don't get the children Çocukları aşılatmayız. vaccinated. (to have) fiilinin olağan fiil olarak kullanılması Bu fiilin temel anlamı "sahip olmak"tır. Türkçeye çevrilirken çoğu zaman "benim var, senin var" şekli uygun olur. I have green eyes. Yeşil gözlerim var. She has a big nose. Onun büyük bir burnu var. We have two houses. İki evimiz var. He had three sisters. Üç kız kardeşi vardı. They had a small car. Küçük bir arabaları vardı. have, have got Have ile got'un bu anlamda birlikte kullanılması özellikle konuşma dilinde çok görülen bir şekildir. Anlamı aynıdır. She has got a big nose. Onun büyük bir burnu var. We have got two houses. İki evimiz var. They had got a small car Küçük bir arabaları vardı. I have got a lot of books. Çok kitabım var. He had got a villa in the forest. Ormanda bir villası vardı. soru ve olumsuz yapmada İngiltere ve diğer ülkeler farkı Have (have got)'un "sahip olmak" anlamında bir olağan fiil olarak kullanıldığı bu cümleler İngilizler tarafından, have cümle başına alınarak soru, have'den sonra not getirilerek olumsuz hale sokulurlar. She has got blue eyes. Mavi gözleri var. Has she blue eyes? Mavi gözleri mi var? She hasn't blue eyes. Mavi gözleri yok. We have got two cars. İki arabamız var. Have we two cars? İki arabamız mı var? We haven't two cars. İki arabamız yok. They had got a big flat. Büyük bir daireleri vardı. Had they got a big flat? Büyük bir daireleri var mıydı? They hadn't got a big flat. Büyük bir daireleri yoktu. He had got eleven teeth. On bir dişi vardı. Had he got eleven teeth? On bir disi mi vardı? He hadn't got eleven teeth. On bir dişi yoktu. İngiltere'de yukarıda görüldüğü gibi soru ve olumsuzluk hali yapılmasına karşın Amerika ve ana dili İngilizce olan diğer ülkelerde bu durum do ile yapılır. You have a good teacher. İyi bir öğretmeniniz var. Do you have a good teacher? İyi bir öğr etmeniniz var mı? You don't have a good teacher. İyi bir öğretmeniniz yok. He has black glasses. Siyah gözlükleri var. Does he have black glasses? Siyah göziükleri mi var? He doesn't have black glasses. Siyah gözlükleri yok. They had five children. Beş çocukları vardı. Did they have five children? Beş çocukları mı vardı? They didn't have five children. Beş çocukları yoktu. She had long fingers. Uzun parmakları vardı. Did she have long fingers? Uzun parmakları mı vardı? She didn't have long fingers. Uzun parmakları yoktu. We have got many friends here. Burada birçok arkadaşlarımız var. Do we have many friends here? Burada birçok arkadaşlarımız var mı? We don't have many friends here. Burada birçok arkadaşlarımız yok. Soru ve olumsuzun do ile yapılması halinde cümlede got kullanılamaz. Son örnekte olumlu cümledeki got'un soru ve olumsuz halde kullanılmadığını görüyoruz. to have (a meal, a drink, a bath, a swim, a walk, a difficulty, a good time etc.) Have fiili "yemek, içmek, almak, yapmak, vermek, geçirmek, bir durumla karşılaşmak" gibi çeşitli anlamlar da verir. Bu durumda got kullanılamaz. Soru ve olumsuzluk halleri do ile yapılır. to have a meal (lunch, dinner) yemek yemek (öğle yemeği, akşam yemeği) We'll have lunch at one o'clock. Saat birde öğle yemeği yiyeceğiz. to have a drink içki almak, bir şeyler içmek Why don't you have a drink? Niye bir içki almıyorsun? to have a bath banyo yapmak Did you have a bath this Bu sabah banyo yaptın mı? morning? to have a swim yüzmek We don't have a swim when it Hava soğuk olduğu zaman is cold. yüzmeyiz. to have a walk yürüyüş yapmak Let's have a walk along the Sahil boyunca yürüyüş yapalım. shore. to have difficulty zorluk çekmek We had difficulty in finding Yolumuzu bulmakta güçlük our way. çektik. to have a good time iyi (hoş) vakit geçirmek They had a good time with their Arkadaşlarıyla iyi vakit geçirdiler. friends. She had a good time at the Piknikte iyi vakit geçirdi. picnic. Bu anlamda have fiili to be fiili ile birlikte ing'li şekilde de kullanılabilir. They are having a party in the Şimdi bahçede bir parti veri- garden now. yorlar. She is having a bath just now. Tam şimdi banyo yapıyor. We are having a lesson. Bir ders yapmaktayız. We are having difficulty in Onları anlamakta güçlük çekiyoruz. understanding them. Are they having a drink on the Balkonda içki mi içiyorlar? balcony? He isn't having a walk with Diğerleriyle yürüyüş yapmıyor. the others.

TO DO To do yardımcı fiilinin 1. infinitive - mastar, 2. past tense – geçmiş zaman, 3. past participle - geçmiş zaman ortacı şekilleri şunlardır : 1 2 3 do did done Aşağıdaki tablolarda to do fiilinin şimdiki zaman ve geçmiş zaman halinde çekimlerini görüyoruz. şimdiki zaman olumlu olumlu şekil anlamı I do ben yaparım you do sen yaparsın he does o yapar she does o yapar it does o yapar we do biz yaparız you do siz yaparsınız they do onlar yaparlar soru soru şekli anlamı do I? yapar mıyım? do you? yapar mısın? does he? yapar mı? does she? yapar mı? does it? yapar mı? do we? yapar mıyız? do you? yapar mısınız? do they? yaparlar mı? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I do not I don't yapmam you do not you don't yapmazsın he does not he doesn't yapmaz she does not she doesn't yapmaz it does not it doesn't yapmaz we do not we don't yapmayız you do not you don't yapmazsınız they do not they don't yapmazlar olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı do I not? don't I? yapmam mı? do you not? don't you? yapmaz mısın? does he not? doesn't he? yapmaz mı? does she not? doesn't she? yapmaz mı? does it not? doesn't it? yapmaz mı? do we not? don't we? yapmaz mıyız? do you not? don't you? yapmaz mısınız? do they not? don't they? yapmazlar mı? geçmiş zaman olumlu olumlu şekil anlamı I did yaptım you did yaptın he did yaptı she did yaptı it did yaptı we did yaptık you did yaptınız they did yaptılar soru soru şekli anlamı did I? yaptım mı? did you? yaptın mı? did he? yaptı mı? did she? yaptı mı? did it? yaptı mı? did we? yaptık mı? did you? yaptınız mı? did they? yaptılar mı? olumsuz normal şekil kısaltılmış şekil anlamı I did not I didn't yapmadım you did not you didn't yapmadın he did not he didn't yapmadı she did not she didn't yapmadı it did not it didn't yapmadı we did not we didn't yapmadık you did not you didn't yapmadınız they did not they didn't yapmadılar olumsuz soru normal şekil kısaltılmış şekil anlamı did I not? didn't I? yapmadım mı? did you not? didn't you? yapmadın mı? did he not? didn't he? yapmadı mı? did she not? didn't she? yapmadı mı? did it not? didn't it? yapmadı mı? did we not? didn't we? yapmadık mı? did you not? didn't you? yapmadınız mı? did they not? didn't they? yapmadılar mı? Tablolarda görüldüğü gibi to do fiilinin geçmiş hali olan did bütün şahıslarla aynı kalmaktadır. (to do) fiilinin yardımcı fiil olarak kullanılışı 1. to do fiili olağan fiillerle yapılmış geniş zaman ve geçmiş zaman cüm-lelerinin soru ve olumsuzlarının kuruluşunda kullanılır. Geniş zaman için do, geçmiş zaman için did şekli kullanılır. We go to school every day. Her gün okula gideriz. Do we go to school every day? Her gün okula gider miyiz? We don't go to school every day. Her gün okula gitmeyiz. We went to school yesterday. Dün okula gittik. Did we go to school yesterday? Dün okula gittik mi? We didn't go to school yesterday. Dün okula gitmedik. They work in the office. Büroda çalışırlar. Do they work in the office? Büroda mı çalışırlar? They don't work in the office. Büroda çalışmazlar. You opened all the windows. Bütün pencereleri açtınız. Did you open all the windows? Bütün pencereleri açtınız mı? You didn't open all the windows. Bütün pencereleri açmadınız. She writes a letter. Bir mektup yazar. Does she write a letter? Bir mektup mu yazar? She doesn't write a letter. Bir mektup yazmaz. He smokes cigarettes. Sigara içer. Does he smoke cigarettes? Sigara içer mi? He doesn't smoke cigarettes. Sigara içmez. Geçmiş zaman halindeki bir cümleyi soru veya olumsuz yapmak için did kullanıldığında cümlede geçmiş zaman halinde bulunan fiil mastar haline döner. He went to the cinema. Sinemaya gitti. Did he go to the cinema? Sinemaya mı gitti? He didn't go to the cinema. Sinemaya gitmedi. We helped the poor people. Yoksul halka yardım ettik. Did we help the poor people? Yoksul halka yardım ettik mi? We didn't help the poor people. Yoksul halka yardım etmedik. They understood the questions. Soruları anladılar. Did they understand the Soruları anladılar mı? questions? They didn't understand the Soruları anlamadılar. questions. 2. Üzerinde vurgu yapılmak istenen fiillerin mastar halleri önünde do kullanılır. Verilmek istenen anlam aşağıdaki örneklerde parantez içinde açıklanmaktadır. I did like your flowers. Çiçeklerinizi sevdim. (Çiçeklerinizi sevdiğimden kuşkunuz olmasın.) They did succeed. Başarılı oldular. (Başarılı olduk- larından kuşkunuz olmasın.) 3. Rica veya davet kuvvetlendirmek için emir halindeki cümle başına getirilir. Do come in. Giriniz. (Rica ederim giriniz.) Do have some more tea. Biraz daha çay alınız. (Ne olur, biraz daha çay alın.) Do stop that nonsense. Bu saçmalığı bırak. 4. Bir soruya cevap verirken esas fiilin tekrarlanmaması için onun yerine do kullanılarak kısa bir cevap yapılır. Do you like bananas? Muz sever misiniz? Yes, I do. Evet, severim. No, I don't. Hayır, sevmem. Buradaki Yes, I do. kısa cevabı, Yes, I like bananas. cümlesinin yerini, No, I don't. kısa cevabı ise No, I don't like bananas. cümlesinin yerini tutar. Does he come early? Erken gelir mi? Yes, he does. Evet, gelir. No, he doesn't. Hayır, gelmez. Did they learn the words? Sözcükleri öğrendiler mi? Yes, they did. Evet, öğrendiler. No, they didn't. Hayır, öğrenmediler. Did the driver see the rabbit? Şoför tavşanı gördü mü? Yes, he did. Evet, gördü. No, he didn't. Hayır, görmedi. Sondaki soru ve cevaplarında görüldüğü gibi, sorudaki isim yerine cevapta şahıs zamiri kullanılmaktadır. (The driver yerine he.) Does your mother come with you? Anneniz sizinle gelir mi? Yes, she does. Evet, gelir. No, she doesn't. Hayır, gelmez. 5. Question tags - pekiştirme sorusu (değil mi?) yapımında. You like potatoes, don't you? Patates seversin, değil mi? They like potatoes, don't they? Patates severler, değil mi? He comes late, doesn't he? Geç gelir, değil mi? Tom comes late, doesn't he? Tom geç gelir, değil mi? She doesn't go to school, does Okula gitmez, değil mi? she? We don't make many mistakes, Çok hata yapmayız, değil mi? do we? They came yesterday, didn't Dün geldiler, değil mi? they? They didn't come yesterday, Dün gelmediler, değil mi? did they? "Değil mi?" pekiştirme sorusu şu kurallar uyarınca yapılır: a. Cümle geniş zaman halinde ve olumluysa to do fiilinin olumsuz şekli kullanılır, don't. (Özne tekilse doesn't.) Bu sözcükler pekiştirme sorusunda zamirin önüne gelirler. You drink milk, don't you? Süt içersin, değil mi? He drinks milk, doesn't he? Süt içer, değil mi? b. Cümle geniş zaman halinde ve olumsuzsa to do fiilinin olumlu şekli kullanılır, do. (Özne tekilse does.) Bunlar pekiştirme sorusunda öznenin önünde yer alırlar. You don't drink milk, do you? Süt içmezsin, değil mi? He doesn't drink milk, does he? Süt içmez, değil mi? c. Cümlenin öznesi bir isimse pekiştirme sorusunda bunun yerine bir zamir kullanılır. Aşağıdaki örneklerde the girl yerine she, my father yerine he, the children yerine they kullanılmaktadır. The girl looks at the birds, Kız kuşlara bakar, değil mi? doesn't she? My father doesn't smoke too Babam çok sigara içmez, değil mi? much, does he? The children play in our garden, Çocuklar bahçemizde oynarlar, don't they? değil mi? d. Cümle geçmiş zaman halindeyse "değil mi?" did ile yapılır. Olumlu cümle için didn't, olumsuz cümle için did özne önüne getirilir. He broke the vase, didn't he? Vazoyu kırdı, değil mi? Martin broke the vase, didn't Martin vazoyu kırdı, değil mi? he? They didn't bring the book, did Kitabı getirmediler, değil mi? they? The boys didn't clean their Çocuklar sıralarını temizlemediler, desks, did they? değil mi? 6. Söylenen bir sözü onaylama, veya kabul etmeme ya da ona bir ek yapma halleri aşağıdaki örneklerini gördüğümüz şekilde yapılır. He makes many mistakes. Çok hata yapar. Yes, he does. Evet, öyle. (Evet, yapar.) They like our children. Çocuklarımızı severler. Yes, they do. Evet, öyle. (Evet, severler.) She drank all the wine. Bütün şarabı içti. Yes, she did. Evet, öyle. (Evet, içti.) She didn't call on us. Bizi ziyaret etmedi. No, she didn't. Evet, öyle. (Evet, etmedi.) Gordon didn't keep his promise. Gordon sözünü tutmadı. No, he didn't. Evet, öyle. (Evet, tutmadı.) They come late. Geç gelirler. No, they don't. Hayır, değil. (Hayır, gelmezler.) She knows a lot of stories. Çok öykü bilir. No, she doesn't. Hayır, değil. (Hayır, bilmez.) Your son drinks too much. Oğlun çok içer. No, he doesn't. Hayır, değil. (Hayır, içmez.) He went to the cinema. Sinemaya gitti. No, he didn't. Hayır, değil. (Hayır, gitmedi.) Mary washed the dishes. Mary bulaşıkları yıkadı. No, she didn't. Hayır, değil. (Hayır, yıkamadı.) Edward learns quickly. So does Edward çabuk öğrenir. Helen Helen. de öyle. She likes basketball. So do we. Basketbolu sever. Biz de öyle. They like fish. So do I. Balığı severler. Ben de öyle. He learnt English. So did they. O İngilizce öğrendi. Onlar da öyle. She lived in New York. So did he. New York'ta oturdu. O da öyle. She doesn't go to bed early. Erken yatmaz. Biz de öyle. Neither do we. They didn't write a letter. Bir mektup yazmadılar. O da öyle. Neither did she. He likes oranges. But I don't. O portakal sever. Ama ben sevmem. They drink beer. But we don't. Onlar bira içerler. Ama biz içmeyiz. They came late, but we didn't. Onlar geç geldiler, ama biz (geç) gelmedik. The girl wanted to go to the Kız sinemaya gitmek istedi, ama o cinema, but he didn't. istemedi. The boys went to the seaside, Çocuklar deniz kenarına gittiler, but I didn't. ama ben gitmedim. (to do) fiilinin olağan fiil olarak kullanılışı To do fiili olağan bir fiil olarak "yapmak" anlamında kullanılır. Bu durumda geniş zaman ve geçmiş zaman halinde soru ve olumsuzluğu yine do (did) ile yapılır. I do. Yaparım. Do I do? Yapar mıyım? I don't do. Yapmam. Don't I do? Yapmam mı? You do. Yaparsın. Do you do? Yapar mısın? You don't do. Yapmazsın. Don't you do? Yapmaz mısın? She does. Yapar. Does she do? Yapar mı? She doesn't do. Yapmaz. Doesn't she do? Yapmaz mı? We did. Yaptık. Did we do? Yaptık mı? We didn't do. Yapmadık. Didn't we do? Yapmadık mı? He did. Yaptı. Did he do? Yaptı mı? He didn't do. Yapmadı. Didn't he do? Yapmadı mı? Cümlelerdeki soru ve olumsuzlarda cümlede iki tane do olduğu görülüyor. Bunların biri cümleyi soru ve olumsuz hale sokmak için yardımcı bir fiil alarak kullanılmış "do", diğeri olağan fiil olarak "yapmak" anlamında kullanılmış "do" fiilidir. Do fiili olağan bir fiil olarak çeşitli cümle yapılarında kullanılabilir. Şimdiki zaman halinde sonuna ing alabilir. We do our shopping on Alışverişimizi cumartesi günleri Saturdays. yaparız. He does his homework Ev ödevini dikkatsiz bir şekilde carelessly. yapar. She is doing the exercises in Kitaptaki alıştırmaları yapıyor. the book. What are you doing? Ne yapıyorsunuz? What does he do in the evening? Akşamleyin ne yapar? Did they do any shopping? Hiç alışveriş yaptılar mı? What did you do? Ne yaptın? Don't do it. Onu yapma. What is she doing? O ne yapıyor? What does she do? O ne yapar? How did they do it? Onu nasıl yaptılar? They are doing something. Bir şey yapıyorlar. Can you do this? Bunu yapabilir misin? We are doing our own work. Kendi işimizi yapıyoruz. How do you do? Nasılsınız? (Yeni tanıştırılan kişilerin söylediği "Memnun oldum? anlamında)

 
Etiket:
İngilizce ögreniyorum 

Bu bilgi size yardimci oldu mu? Evet Hayır

Konu Hakkında Görüşün Nedir?

Bu Konuyu Neden Beğenmediğinizle ilgili açıklayıcı yazı yazarsanız konuyu ona göre güncelleyeceğiz.

Mesajınıza cevap yazmamızı isterseniz aşağıdaki alanı doldurun

Email:
İngilizce ögreniyorum

İngilizce ögreniyorum »İngilizce ögreniyorum parts of speech İngilizcede sekiz sözbölüğü vardır. İngilizce sözcüklerin her biri bu sekiz türden birine aittir. Ancak,