Fabl Örnekleri

Fabl Nedir

Öykünce ya da fabl içinde bir ders ya da öğüt bulunan öyküdür. Yazar genellikle bu dersi öykünün sonunda 'gülme komşuna gelir başına' gibi bir cümleyle özetler.

Fablların kahramanları genellikle havyanlardır. Ama bu hayvanlar insanlar gibi düşünürkonuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır.

Dünyanın en ünlü fabl yazarları Ezop ve Jean de La Fontaine'dir. Ezop'un fablları İ.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır.

Genellikle öğüt vermek ve ders çıkarmak için anlatılan kısa bir öyküdür. Fabl sözcüğü Latince öykü anlamına gelen "fabuto"dan türemiştir. Fabllerin kahramanları çoğunlukla insan gibi davranan ve konuşan hayvanlardır. Bu durum öyküyü anlatanın insanların budalaca davranışlarını dolaylı olarak göstermesine olanak sağlar. Eğlenceli ve ilginç bir öykünün iz bırakacağı düşüncesiyle bu öğütlere kulak verileceği umulur.

Örneğin döğüşen iki horozu konu alan bir fabl vardır. Bu öyküde horozlardan biri yenilir ve kaçar. Öbürünün ise kazandığı zaferden başı döner çatıya çıkar ve zaferini duyurmak için sürekli öterek böbürlenir durur. Horozu gözüne kestiren bir kartal onu kaptığı gibi kaçar. Bu öyküden böbürlenmenin aptalca bir şey olduğu dersini çıkarmak zor değildir.

Yüzyıllarca önce Ezop adlı bir Yunanlı'nın anlattığı varsayılan bu öyküler gibi Eski Hint ve Akdeniz kültürlerinde de bu türden hayvan masalları vardır. Hint fablleri genellikle ders vermekten çok doğadaki bir olguyu açıklamak için anlatılır.

"Karga ile Tilki" "Kurt ile Kuzu" "Ağustosböceği ile Karınca" ve "Tavşan ile Kaplumbağa" gibi pek çok fabl eskiden olduğu gibi bugün de çocukların dinlemekten hoşlandıkları öykülerin başında gelir.

"Tilki ile Horoz" öyküsü ingiliz şairlerinden Geoffrey Chaucer'ın "Canterbury Tales"inde (1390; Canterbury Öyküleri) yer alır.

Hayvan masalları doruğuna 17. yüzyılda yaşamış olan Fransız Jean de La Fontaine ile ulaştı (bak. La Fontaine Jean De). Koşuk biçiminde yazılmış olan bu masallarda La Fontaine yaşadığı dönemdeki insanlarla kıvrak bir dille inceden inceye alay etmekteonların zayıf yanlarını yermektedir. 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılın başlarında John Dryden ve John Gay adlı iki ingiliz yazar fabl yazma geleneğini sürdürmüşlerdir. 19. yüzyılda çocuk edebiyatının gelişmesiyle birçok yazar çocuklar için fabl türünde yapıtlar verdi. Bunlar arasında Levvis Carroll Rudyard Kipling Joel Chandler Harris'i sayabiliriz. George Orwell'in "Hayvan Çiftliği" (Animal Farm; 1945) adlı yapıtında olduğu gibi birçok çağdaş yazar da dünya görüşlerini dile getirmek için fabl türünde yazmıştır.

Fabl Özellikleri

Başrollerinde hayvanların rol aldığı hayvanların konuştuğu hayvan hikayeleridir (Örn: Ağustos böceği ve Karınca).
Bu isin en bilinen kişileri Beydeba Ezop ve La Fontaine‘dir.
İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır.
Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur.
Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba’ya aittir. Beydeba ’nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır.
Türkçe'deki ilk örneği Harname'dir.

Hangi Türk Yazarlar Fabl Yazmıştır

Eski Türk edebiyatında sıklıkla görülen kıssadan hisse türü öykücüklerin zengin örneklerine Sadinin Bostan ve Gülistan ile Mevlana'nın Mesnevisinde rastlamak mümkündür.Bu türün en yaygın örnekleri Feridüddin Attarın Mantıkut Tayr ile 15 yy. şairi Şeyhinin yazdığı Harname adlı mesnevisidir. Türkçedeki ilk örneği Harname’dir.Batılı anlamda ilk örnekleri ise Şinasi vermiştir. Ahmet Mithat Kıssadan Hisse adlı eserini ahlakî gaye güderek yazmıştır. Bu eserde yazar Ezop'tanLa Fontaine'den yapmış olduğu çevirilere ve kendi yazmış olduğu fabllere yer vermiştir Recaîzade Mahmut Ekrem La Fontaine'den Horoz ile Tilki Kurbağa ile Öküz Karga ile Tilki Meşe ile Saz Ağustos Böceği ile Karınca gibi bir çok çeviriler yaparak bu alanda Türk Edebiyatına katkıda bulunuştur Ali Ulvi Elöve Çocuklarımıza Neşideler adlı şiir kitabında La Fontaine Victor Hugo Lamartine'den yaptığı çevirilerin yanında yine bunlardan esinlenerek yazdığı fabl türü şiirlere de yer vermiştir. Nabizade Nazımın Bir Sansar ile Horoz ve Tavuk adlı eseri vardır Tarık Dursun K.nın fabl üzerine bir çok eseri mevcuttur. La Fontaine Ezop ve Krilov'dan çeviriler yaparak yayınlayan yazar hayvanlarla ilgili bir çok hikâye de yazmıştır.Nurullah Ataç Orhan Veli Kanık Ömer Rıza Doğrul Kemal Demiray M. Fuat Köprülü Vasfi Mahir KocatürkSiracettin Hasırcıklıoğlu Sebahattin Eyüboğlu fabl türü ile ilgilenmiş çeviri yapmış araştırmalarda bulunmuşlardır.

Küçük Fidan

Ekim ayıydı.sokağın yanındaki bahçede küçük fidan çok sıkılmıştı.kendi kendine mırıldanıyordu " portakalı soydumbaşucuma koydum... " O sırada okuldan kaçmış iki çocuk gördü.çocuklar beraber fidanın yanına gelip yapraklarını yolmaya başladılar.küçük fidanın canı çok yanmıştı.çocuklar farklı yerlerinden çekiştiriyor ve yapraklarını koparıyorlardı.kendini çok çaresiz hissetti.aklına geçen gün yine okuldan kaçan çocukların büyük bir söğüt ağacının yapraklarını kopardıkları geldi.o zaman söğüt ağacı ile dalga geçmişti küçük fidan.halbuki söğüt ağacı yalvarıyordu:"lütfen yardım edin canım çok yanıyor."

Çocuklar küçük fidanın yaprakları bittikten sonra gittiler.küçük fidanın aklına "gülme komşuna gelir başına"sözü geldi.böylece bir daha asla başkalarıyla dalga geçmedi.


Dört Kelebek

Dört tane kelebek bir gün bir ateş görmüşler. Bunun nasıl bir şey olduğunu öğrenmek istemişler. Birinci kelebek ateşe biraz yaklaşmış ve üzerinin aydınlandığını görmüş. Arkadaşlarının yanına gelmiş ve:-Bu ateş aydınlatıcı bir şey! demiş..

İkinci kelebek bununla yetinmeyerek daha fazla şey öğrenmek istemiş. Biraz daha yaklaşmış ve ısındığını hissetmiş Demiş ki:

-Aynı zamanda bu ateş ısıtıcı bir şey!

Üçüncü kelebek bununla da yetinmemiş Biraz daha biraz daha yaklaşmış. Bir anda ateşin kanatlarını yaladığını hissetmiş ve yanmış kanatlarıyla geri dönmüş… Şöyle demiş:

-Ve bu ateş yakıcı bir şey!

Sonuncu kelebek daha da çok şey öğrenmek istiyormuş. Biraz yaklaşmış aydınlandığını görmüş. Biraz yaklaşmışısındığını hissetmiş. Biraz daha yaklaşmış ateş kanatlarını kavurmuş.
ve biraz daha yaklaştıktan sonra tamamen yanan kelebek “poff !” diye ortadan kayboluvermiş…
Ateşin gerçekten ne olduğunu belki bir tek o öğrenmiş ama geri dönüp söyleyememiş. Çünkü o kaybolmuş ateş içinde ve bir şeyi ancak içinde kaybolan bilebilirmiş!


Leyleğin Aklı

Güvercinin biri yüksek bir hurma ağacına yuva yapmıştı. Orada yumurtluyor yavrularını orada besliyordu. Güvercinin böyle yüksek bir ağaçta yavru beslemesi çok zor oluyordu.
Hayvancağız yavrular yavrulamaz bir tilki geliyor güvercini korkutuyordu:
-Ya yavrularını aşağı at ya da ağaca tırmanıp hepsini yok edeceğim diyordu.
Güvercin korkudan tir tir titriyor yavrularını aşağı atıyordu. Tilki de afiyetle onları yiyordu.
Güvercin yine yumurtlamış korku içinde yuvasında büzülüp kalmıştı. O sırada bir leylek gelerek güvercine selam verdihatırını sordu. Üzüntülü olduğunu görünce bunun sebebini sordu. Güvercin olanları aynen anlattı. Bunun üzerine leylek:
-Bak sana bir akıl öğreteyim. Tilki yine gelirse dersin ki ben artık sana yavrularımı atmayacağım. Çıkabilirsen çık al. Beni ele geçiremezsin. Ben uçar kurtulurum ancak yavrularımı alabilirsin.
Bu sözleri söyledikten sonra leylek uçup gitti. Bir su kıyısına kondu. Tilki yeniden hurma ağacının altına geldi. Bağırıp çağırdı. Güvercinden yavrularını istemeye kalkıştı. Güvercin leyleğin kendisine söylediği sözleri tilkiye söyledi...

Tilki:

-İyi ama dedi bu aklı sana kim öğretti?

Güvercin:

-Kim olacak leylek.

-Ben ona şimdi kim olduğumu göstereyim de anlasın dedi.

Irmak kıyısına koştu. Leyleği görünce ona yaklaştı.

-Leylek dedi. Söyle bakayım rüzgâr sağdan eserse ne yaparsın soldan eserse ne yaparsın başını hangi yöne çevirirsin?

Leylek:

-Sağdan eserse başımı sola soldan eserse sağa çeviririm.

Tilki:

-Ya dört yönden rüzgâr eserse?

Leylek:

-O zaman başımı kanatlarımın arasına alırım.

Tilki:

-Bu işi nasıl yaparsın? İnanmam doğrusu. Böylesini hiç görmedim. Siz kuşlar öteki hayvanlardan daha akıllısınız
herhalde...

Leylek tilkinin bu konuşmasından çok memnun kalmıştı.
-Bak yapayım da bir kere de sen gör.

Leylek başını kanatlarının arasına aldı. Tilki hemen leyleğin üzerine atıldı. Leyleği boğdu.

Tilki:

-Ey kendinin düşmanı dedi. Güvercine akıl veriyorsun da kendin neden akıllı olmuyorsun? Bak düşmanın seni avladı.


Salyangoz Evi

Salyangozları bilir misiniz? Onlar da tıpkı kaplumbağalar gibi evlerini sırtlarında taşırlar. Bir zamanlarevini sırtında taşımaktan hoşlanmayan sevimsiz bir salyangoz yaşarmış.Üstelik evinin rengi de hiç hoşuna gitmezmiş.
Bizim salyangozkelebek ve uğurböceğini çok severmiş.Arada bir onlarla dertleşirsırtında taşıdığı evi onlara şikayet edermiş.”Ah keşke!” dermiş.”Evimi sırtımda taşımak zorunda olmasaydım.Hadi taşıyorumbari sizin ki gibi bol desenli ve renkli olsaydı.”

Kelebek ve uğurböceği bir gün salyangoza;”Sevgili arkadaşımız!” demişler.”Hani evim renkli olsun diyorsun yabiz çaresini bulduk.Ressam olan bir tırtıl var.Seni ona götürürsek eğer evini rengarenk boyar.”

Salyangoz buna çok sevinmiş.”Ne duruyoruz!Hemen gidelim.”demiş.Böylece düşmüşler yola. Tırtılın kapısını çalmışlar.Gelen misafirleri dinleyen tırtıl boyalarını ve fırçasını alıp çalışmaya başlamış.Sonunda salyangozun evine çok güzel desenler çizmiş.Salyangoz yeni görüntüsünü beğenmiş beğenmesine ama yine de evinin sırtında olması onu çok üzüyormuş.

Dönüş yolculuğunda üç arkadaş şiddetli bir yağmura yakalanmış.Kelebek ve uğurböceği öyle ıslanmışlar kisele kapılmaktan zor kurtulmuşlar. Oysa salyangoz hemencecik evinin içine girmiş. Yağmur dinip de evinden dışarı çıkıncaarkadaşlarının perişan halini görüp üzülmüş.Sonra da kendi kendine şöyle düşünmüş:”İyi ki saklanabileceğim bir evim var.Rengi olmasa daRengi olmasa da beni yağmurdan koruyor ya.”
Sevimli salyangoz bu olaydan sonra bir daha hiç üzülmemiş.


Köpek Balığı ile Yunus

Okyanuslarda yunuslar varmış.Onlar iriymiş.Onlar güçlülermiş.Onlar insanların dostuymuş.Dara düşen insanlara yardım ederlermiş.Birde okyanuslarda köpek balıkları varmış onlarda iriymiş.Dara düşen insanları parçalayan köpek balıkları.Bir gün bir insan yüzüyormuş okyanusta.Köpek balığı saldırırken o insana yunus gelmiş almış avını köpek balığından.Köpek balığı demiş;

-vay hain yunus sen benim avımı elimden aldın sen hainsin.

Yunus aldırmadan bakmış insanın yüzüne gülmüş.İnsan da yunusu öldürüp yüreğini sökmüş.Köpek balığı basmış kahkahayı;

-Avıma karışırsan olacağı budur.Yunuslar bunun olacağını biliyormuş ama o; onun için üzülmez imiş insanın hainliği değil köpek balığının kahkahası bitirmiş onu.O günden sonra yunuslar intihar eder olmuşlar.

KARGA İLE TİLKİ

Bir dala konmuştu karga cenapları; Ağzında bir parça peynir vardı. Sayın tilki kokuyu almış olmalı, Ona nağme yapmaya başladı: “-Ooo! Karga cenapları,merhaba! Ne kadar güzelsiniz,ne kadar şirinsiniz! Gözüm kör olsun yalanım varsa. Tüyleriniz gibiyse sesiniz, Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.” Keyfinden aklı başından gitti bay karganın. Göstermek için güzel sesini Açınca ağzını,düşürdü nevalesini. Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim, Size güzel bir ders vereceğim: Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir, Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.” Karga şaşkın,mahcup,biraz da geç ama, Yemin etti gayrı faka basmayacağına. ( Jean de La Fontaine )

TİLKİ İLE KEDİ

Tilki ile kedi sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş. Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.” Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.” Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış. Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler. Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş.

KEÇİ CAN PAZARINDA

Keçiciğin aklı bir karış havada ya, sürüsünü bir yana bırakmış, bir başına otlaya otlaya çekip gitmiş. Hain koca kurt, kaçırır mı; hemen görmüş keçiciği: "Heh, işte ağzıma lâyık bir lokma. Yaşasın!" demiş. Keçicik, bakmış can pazarı. Hiç kurtuluş murtuluş yok: "Eh, n'apalım, demek kaderimizde sana yem olmak varmış kurt ." demiş. "Madem ölüm kapıya geldi, bari bana biraz kaval çal ki, neşeleneyim, kendimi unutup öyle öleyim.."Kurt, "Son isteği zavallının... "demiş. Bulmuşbir kaval, füyt füüyt çalmaya başlamış. Kurt çalmış, keçicik, oynamış. Derken ötelerden kaval sesini alan köpekler koşturmuşlar; gelmişler, kurdu önlerine düşürüp bir güzel kovalamışlar. Kaçmadan önce, kurt, durumu anlayıp oyuna geldiğini sezinlemiş: "Suç sende değil bende. Neme gerekti benim kaval çalmak, neme gerekti bana köçekli kurban!" demiş. Zamansız bir işe kalkışmanın sonu budur. Ölçmeli, biçmeli adımını ona göre atmalı. Tersi oldu mu, işte böyle Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurundan olursun. (Aisopos, Ezop Masalları, Tarık Dursun K. Mayıs 1981.)

TİLKİ İLE LEYLEK

Tilkinin iyiliği tutmuş bir gün ! Leyleği yemeğe buyur etmiş - Ama, demiş tilki, bizde misafir Umduğunu değil bulduğunu yer. Meğer tilkinin cimrisi hepsinden betermiş Bir çorba çıkarmış topu topu O da sulu mu sulu Hem nerden getirse beğenirsiniz? Tabakta. Leylek gagasıyla uğraşadursun Tilki bitirmiş hepsini bir solukta. Leylek kızmış, ama çekmiş sineye. Bir zaman sonra O da tilkiyi buyur etmiş yemeğe. - Hay hay, demiş tilki, nasıl gelmem? Ben dostlara naz etmesini sevmem. Tam saatinde gelmiş. Leyleğe türlü diller dökmüş. Şu güzel bu güzel, Hele yemeğin kokusu Gel iştahım gel! Gerçi tilkilerin iştahı Pek nazlı değilmiş ama Et kokusu başka şeymiş. - Kuşbaşı galiba, demiş Bayılırmış etin böylesine Hele kıvamında pişmişine. Derken yemek sofraya gelmiş, Gelmiş ama nasıl? Kokusunu al, eti arada bul! Dar boğazlı upuzun bir çömlek içinde Tam leyleğin gagasına göre Tilki burnunu burgu etse nafile. Kısmış kuyruğunu evine dönmüş. Aç kaldığına mı yansın Bir kuşa rezil olduğuna mı? El alemi aldatanlar Bu masal size: Bir gün sizi de sokarlar Kurduğunuz kafese ... ( Jean de La Fontaine )

KURT İLE KÖPEK

Bir köpek ormanda gezerken kurtla karşılaşmış.Hasta ve çok zayıflamış olan kurt,ayakta zor durabiliyormuş.Köpek kurdun bu haline çok üzülmüş.”Ne kadar kötü görünüyorsun böyle kurt kardeş?”demiş.”Herkes bizi düşman bilse de,biz uzaktan akrabayız.Doğrusu sana yardım etmek isterim.” “Hiç sorma.” demiş kurt.”Ağır bir hastalığa yakalandığım için uzun süre avlanamadım.Şimdi iyileştim ama bir av yakalayacak kadar gücüm kalmadı artık.Ben de böyle aç susuz dolaşıyorum artık.” “Sen hiç üzülme.”demiş köpek.”Ben sana yardım edeceğim.Bu akşam sahibimin düğünü var. Akşam olunca köyün dışındaki çalılıklara gel.Ben sana düğün yemeklerinin artıklarını taşırım.” Birkaç gün boyunca köpek tarafından beslenen kurt,sonunda kendini toparlayıp eski kuvvetine kavuşmuş.Teşekkür edip vedalaştıktan sonra da ormana gitmiş. Aradan yıllar geçmiş.Köpek iyice yaşlanınca sahibi onu dışarı atmış.Ormanda aylak aylak gezen köpek,eski dostu kurtla karşılaşmış.”Hayrola?” demiş kurt.”Çok perişan görünüyorsun.” Köpek içini çekip;”Yaşlandım artık!” demiş.”Sahibimin işine yaramadığım için beni kovdu.” Kurt;”biz eski dost değil miyiz?” demiş.”Şimdi yardım etme sırası bende.Hatırlasana,benim hayatımı nasıl kurtarmıştın?Hemen bir plan yapmalıyız.Tamam buldum!Senin sahibinin küçük bir çocuğu vardı değil mi?Şimdi ben gidip onu kaçıracağım,sen de geri götüreceksin.Böylece sahibin seni el üstünde tutacak.” Bu sözleri söyleyen kurt,kaşla göz arasında gidip,çocuğu ormana getirmiş.Köydeki herkes silahlanıp ormana koşmuş ancak daha ormana girmeden,yaşlı ve işe yaramaz diye evden kovdukları köpeğin çocuğu geri getirdiğini görmüşler. Bu olaydan sonra yaşlı köpeğin itibarı öyle artmış ki,insanlar onun kahramanlığını yüzlerce yıl çocuklarına anlatmışlar. Kurtla köpek arasındaki bu danışıklı dövüşü hiç kimse anlayamamış.

ASLAN İLE FARE

Herkese saygı göstermeli elden geldikçe. Umulmadık kimselerden fayda görür insan. İşte bu, gerçeği anlatan bir hikaye, Daha nice bin hikaye arasından. Pençesi dibinde bir arslanın, Dalgınlıkla bir fare çıkıverdi. Bu fırsatı kullanmadı sultanı ormanın, Fareye dokunmayıp bir büyüklük gösterdi. Bu iyiliği boşa gitti sanmayın; Kimin aklına gelir ki bir an, Fareye işi düşer arslanın? Ama o da bir gün dışarı çıktı ormandan; Gitti tutuldu bir ağa. Ne çırpınma, ne kükreme … Kâr etmez tuzağa. Bay fare koştu; dişiyle arslanın ağını, Öyle bir kemirdi ki ağ söküldü nihayet. Sabırla zamanın yaptığını; Ne kuvvet yapabilir, ne şiddet. “İyilik eden iyilik bulur.” “Hizmet et benim için, hizmet edeyim senin için.” “İyilik iki baştan olur.” Jean de La Fontaine ( Çev.: O. Veli Kanık )


KARGA İLE TİLKİ

Bir dala konmuştu karga cenapları; Ağzında bir parça peynir vardı. Sayın tilki kokuyu almış olmalı, Ona nağme yapmaya başladı: “-Ooo! Karga cenapları,merhaba! Ne kadar güzelsiniz,ne kadar şirinsiniz! Gözüm kör olsun yalanım varsa. Tüyleriniz gibiyse sesiniz, Sultanı sayılırsınız bütün bu ormanın.” Keyfinden aklı başından gitti bay karganın. Göstermek için güzel sesini Açınca ağzını,düşürdü nevalesini. Tilki kapıp onu dedi ki: “Efendiciğim, Size güzel bir ders vereceğim: Her dalkavuk bir alığın sırtından geçinir, Bu derse de fazla olmasa gerek bir peynir.” Karga şaşkın,mahcup,biraz da geç ama, Yemin etti gayrı faka basmayacağına. ( Jean de La Fontaine )

TİLKİ İLE KEDİ

Tilki ile kedi sohbet ediyorlarmış.Tilki durmadan ne kadar hilekar ve kurnaz olduğunu anlatıyormuş.Söylediğine göre düşmanları onu alt edemezmiş çünkü onlardan kurtulacak bir sürü oyun ve hile bilirmiş. Kedi biraz da utanarak;”Ben fazla oyun bilmem ki!” demiş.”Düşmanlarımın elinden kurtulmak için bir tek yol bilirim,o da kaçmaktır.” Tilki;”Kedi kardeş!” demiş,”Ben her tehlike karşısında başımın çaresine bakabilirim ama senin durumuna üzülüyorum.Korkarım bir gün düşmanların seni çabuk alt edecek.” Az sonra bir sürü tazının bağrışmalarını duymuşlar.Bir avcı topluluğuna ait olan bu köpekler,bütün hızlarıyla kendilerine doğru koşuyormuş.Kedi hemen,yanındaki bir ağacın dallarına sıçrayarak en üstteki bir yaprak kümesinin içine saklanmış. Tilki ise;”Acaba şu hileyi mi yapsam,yoksa bu hileyi mi?” diye düşünmeye başlamış.Çünkü o kadar çok hile biliyormuş ki,hangisini uygulamasının daha doğru olacağına karar veremiyormuş.Tam birisini uygulayacakmış ki,tazılar etrafını çevirip tilkinin işini bitirivermişler. Bütün olanları yukarıdan seyreden kedi,çok hile bilmediğine şükretmiş.

AĞUSTOS BÖCEĞİ VE KARINCA

Ağustosböceği bütün yaz Saz çalmış, türkü söylemiş. Karakış birden bastırınca Şafak atmış zavallıda; Bir şey bulamaz olmuş yiyecek: Koca ormanda ne bir kurtçuk, ne bir sinek. Gitmiş komşusu karıncaya: — Aman kardeş, demiş, hâlim fena; Bir şeycikler ver de kışı geçireyim. Yaz gelince öderim, Hem de faizi maiziyle; Ağustosu geçirmem bile. Ödemezsem böcek demeyin bana. Karınca iyidir hoştur ama Eli sıkıdır: Can verir, mal vermez. — Sormak ayıp olmasın ama, demiş; Bütün yaz ne yaptınız? — Ne mi yaptım? demiş ağustosböceği; Gece gündüz türkü söyledim; Fena mı ettim sizce? — Yoo, demiş karınca, ne mutlu size; Ama hep türkü söylemek olmaz; Kışın da oynayın biraz.

ZALİM ASLAN

Vaktiyle ormanın birinde,canavar mı canavar bir aslan varmış.Çok kan döker,canını yakmadık tek bir hayvan bile bırakmazmış.O yaşadığı sürece,hiçbir hayvan rahat yüzü görmemiş.Bütün hayvanlar ondan nefret eder,ölümünü beklermiş. Bu zalim aslan sonunda yaşlanmış.Gücü kuvveti kalmamış.Ağzındaki dişler de dökülünce herkesin maskarası olmuş.Hiçbir hayvan ona yardım etmiyor ve onunla konuşmuyormuş.Hayvanlar bir gün oturup karar almışlar;”Gelin hep beraber,bize bunca kötülük eden bu zalim aslanı iyice bir dövelim. Yaptıklarının cezasını,az da olsa gömüş olsun böylece.” Sonunda bütün hayvanlar aslana saldırmış.iyice bir dövmüşler onu.Birisi boynuz vuruyor,diğeri çifte atıyor,bir başkası ısırıyormuş.Böylece;yaman bir öç almışlar aslandan.

FARELERLE BAYKUŞ

Hiç söze başlamayın sakın:
"Dinleyin, bir harika anlatacağım" diye.
Nereden bilirsiniz dinleyenlerin
Şaşacaklarını sizi şaşırtan şeye?
Ama alın size bir olay ki,
Bu verdiğim öğüdü çürütecek belki.
Bir mucize size anlatacağım şey,
Masal değil, gerçeğin ta kendisi.
Çok yaşlı bir çamı kesmiş devirmişler yere:
Bir baykuşun sarayı varmış meğer içinde.
Atropos'un tercümanı bu asık yüzlü kuş
Çamın zamanla oyulmuş mağaralarında
Bütün bir beylik kurmuş.
Kulları arasında en çok da
Yağ tulumu gibi ayaksız fareler varmış.
Baykuş buğdayla beslediği bu farelerin
Ayaklarını kendi gagasıyla kesmiş.
Baykuşun ince hesaplarına bakın siz:
Hazret bir tarihte sürüyle fare avlamış;
Bakmış kaçıyor sarayına getirdikleri,
Ayaklarını kesmekte bulmuş çareyi.
Ayaksız fareleri yiyormuş birer birer,
Bugün birini, yarın ötekini.
Hepsini birden yemek hem olur iş değil,
Hem de sağlık bakımından netameli.
Bizimki kadar işliyormuş aklı
Yiyecek veriyormuş ölmesinler diye
Yiyecek olduğu farelere.
Gelsin şimdi bir Descartesçı filozof da
Bu baykuş bir saat, bir makinedir desin bana!
Kapayıp beslediği bir sürü fareyi
Kaçamaz hale getirme fikrini
Hangi zemberek verebilirdi ona?
Bu da akıl yürütme değilse eğer
Ben aklın ne olduğunu bilmiyorum demektir.
Baksanıza neler düşünmüş baykuş:
Fare milleti tutuldu mu kaçabilir,
Onun için tutar tutmaz yiyeceksin;
Ama hepsini birden yiyemezsin;
Kaldı ki yarınlar için de lâzım yiyecek;
Öyleyse artan fareleri beslemek gerek.
Ya kaçarlarsa? Bunu nasıl önlemeli?
Ayaklarını dibinden kesmeli.
Hangi davranışları insanların
Bir amaca daha iyi yönelir, söyleyin.
Aristo ve Aristocuların
Bu değil mi öğrettikleri, sorarım size,
Düşünebilmek için gereğince?
Bu anlattığım bir masal değil:
Ne kadar garip, ne kadar inanılmaz da görünse olmuş bir şey bu.

Baykuşun öngörürlüğünü belki abarttım biraz; hayvanların akıl yürütmesinde böylesi bir düzen olduğunu iddia edemem ama şiirde bu kadar abartma da olur, hele benim yazdığım gibilerinde.


ODYSSEUS'UN YOLDAŞLARI

Odysseus'la yoldaşları,
Uyup rüzgârların keyfine,
Her gün ölümle burun buruna,
On yıl dolaşmışlar en uzak denizleri.
Bir kıyıya varmışlar günün birinde.
Gün Tanrı'nın kızı Kirke
Kraliçeymiş orada.
Gemiden çıkan yiğitleri
Sarayına buyur etmiş;
Bir içki vermiş hepsine, yaman bir içki:
İçenin aklı başından gitmiş.
Sonra başlamış her biri
Yüz ve beden değiştirmeye:
Türlü hayvanlara benzemeye.
Kimi ayı olmuş, kimi aslan,
Kimi fil, kimi ceylan
Kimi büyüdükçe büyümüş,
Kimi ufaldıkça ufalmış.
Kiminin boynuz gelmiş başına;
Kiminin hörgüç sırtına;
Ne çıkarsa bahtına...
Yalnız Odysseus kurtarmış paçayı,
İçmeyip tatlı zehiri.
Cin fikirli kahraman
Güler yüz tatlı sözle Kraliçeyi çıkarmış baştan:
Büyücüyü büyülemiş göz göre göre.
Tanrı kızı bu, içini gizler mi?
Hemen belli etmiş tutulduğunu.
Odysseus fırsatı kaçırmamış,
Kraliçeyi razı edivermiş
Adamlarını yeniden adam etmeye.
- Ama git sor bakalım, demiş kraliçe;
Kendileri değişmek isterse, peki
Odysseus hemen koşmuş:
- Dostlar, demiş; gözünüz aydın!
İçtiğiniz zehirin panzehiri varmış,
İnsan olmak istiyoruz deyin,
Hemen getireceklermiş.
- İstemem, diye kükremiş aslan;
Deli miyim? Vazgeçer miyim artık.
Bu pençeler, bu dişlerden?
Astığım astık, kestiğim kestik.
Bir kralım bugüne bugün,
İnsanken köylünün biriydim,
Dönüp asker mi olayım yeniden?
Odysseus aslanı bırakmış,
Ayıya koşmuş:
- Aman kardeş, demiş; şu haline bak.
- Ha? demiş ayı homurdanarak;
Ne var halimde?
Ne kusur gördün?
Ayı dediğin böyle olur işte,
Her varlığın güzelliği kendine göre.
Neden kendinle ölçüyorsun beni?
Ayı çirkin olur sana benzedi mi:
Beni dişi ayı beğensin yeter.
Sen beğenmiyorsan çek git yoluna.
Hür ve mutlu yaşarken, hangi ayı döner
İnsanların kulluğuna?
Ne varsa ayılıkta var;
İşte benden bu kadar.
Odysseus, şaşkın, kurda gitmiş:
- Ahbap, demiş; bu nasıl iş?
Sen nasıl koyunlarını yersin
O fidan boylu çoban kızının?
Ağlayıp dert yanıyor zavallı;
Kana boyamışsın ortalığı.
Sen ki eskiden bir kahramandın
Böyle mi olacaktın?
Bırak ormanları, kan dökmeyi de
İnsan ol yine,
Namuslu, iyi yürekli bir insan
- Var mı öyle şey, demiş kurt;
Ben görmedim doğrusu, bunca zaman.
Gelmiş canavar diyorsun bana.
Peki, ya sen? Sen nesin? Kuzu mu?
Hiç koyun yediğin olmuyor mu?
Bütün köy yas içindeymiş
Birkaç koyun yedim diye.
Ya kendi boğazladıkları?
Allah için söyle, insan olsaydım
Daha az mı kan dökerdim?
Siz değil misiniz, zaman zaman,
Bir söz için ortalığı kana boğan?
İnsan insanın kurdudur, diyen sizsiniz.
Doğrusunu isterseniz:
İnsan olup kurtluk etmektense,
Kurt olup kurtluk etmek daha temiz:
Utanmam hiç değilse.
Odysseus kime ne söylese boşuna,
Büyük küçük seviniyormuş her biri
Hayvan oluşuna.
Özgürlük varmış, ormanlar cennet gibiymiş;
Canın ne isterse yapmak ne güzel şeymiş...
Ne diye sıkıntıya girsinlermiş
İyi adam, büyük adam olacağız diye?
Keyifleri ardından gitmekle
Kölelikten kurtulduk sanıyorlarmış.
Oysa köleliğin beteri Kendinin kölesi olmak değil mi?

BİR KEDİ İKİ SERÇE

Bir kediyle bir serçe
Bir arada büyümüşler kardeşçe.
Sepet, kafes bir arada,
İçtikleri su ayrı gitmezmiş.
Gerçi kedi ara sıra,
Serçeye sinirlenirmiş,
Suratında gagasıyla süngü talimi yapıyor diye,
Ama o da zaman zaman
Bir pençecik atarmış serçeye,
Fazla canını yakmadan,
Tırnaklarını tutarak
Yumuşak yumuşak.
Serçeyse boyuna bakmaz
Gagalarmış kediyi düpedüz.
Kedi ne de olsa daha akıllı,
Hoş görürmüş bu oyunları.
- Böyle şeyler olur, dermiş,
Dostlar arasında;
Dostun dosta kızması saçma.
Uzatmayalım, kediyle serçe
Şakayı kaka etmiyorlarmış,
Barış içinde yaşayıp gidiyorlarmış.
Derken bir başka serçe
Görmeye gelmiş bizimkileri.
Bakmış filozof bir kedi,
Cıvıl cıvıl da bir serçe
Dost oluvermiş ikisiyle.
Ama bir gün barış bozulmuş,
İki kuş arasında kavga çıkmış.
Kedi ne yapsın bu durumda?
Taraf tutmak zorunda kalmış:
- Bu serseri kim oluyor da, demiş:
Kafa tutuyor benim dostuma?
Dağdan gelip bağdakini kovacak ha?
Yoo, demiş kedi, öyle yağma yok.
Kedilik adına çıkıp ortaya,
Girmiş iki kuş arasındaki kavgaya.
Bir pençede yakalayıp yemiş
Yabancı serçeyi.
Bir de ne baksın kedi,
Serçe eti tatlı mı tatlı,
- Dayanamam doğrusu, demiş;
Ötekini de yemiş.



Rüzgâr ile Güneş

Güneş ve rüzgâr kimin daha güçlü olduğunu tartışıyorlarmış. Rüzgâr

-Ben daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım. Şu karşıdaki paltolu yaşlı adamı görüyor musun ? Paltosunu senden daha hızlı çıkaracağıma bahse girerim demiş. Güneş bir bulutun arkasına çekilmiş ve rüzgâr kasırga şiddetinde esmeye başlamış. O kuvvetle estikçe ihtiyar adam paltosuna daha sıkı sarılıyormuş.

Sonunda rüzgâr pes edip durmuş. Güneş bulutların arkasından çıkıp yaşlı adama nazikçe gülümsemiş. Çok geçmeden adam alnındaki teri silip paltosunu çıkarmış.

Sonra  rüzgâra dönmüş nazik ve dostça davranışın şiddet ve güç gösterisinden daha etkili olduğunu söylemiş .

Tavşan İle Kaplımbağa

Tavşan ikide bir böbürleniyor:
-Kimse benden hızlı koşamaz diyormuş. Sonunda kaplumbağa dayanamamış:
-İstersen yarışalım demiş.
Koşuya başlamışlar. Tavşan epeyce yol aldıktan sonra "Hıh o sırtı kabuklu hayvancık sürüne sürüne kim bilir ne zaman sonra bana yetişir?" diye düşünmüş.
-Şu ağacın altına biraz uzanıp dinleneyim demiş. Uyuyakalmış.
Kaplumbağa ağır yürüyüşü ile yürümüş yürümüş hiç dinlenmeden yol almış.
Tavşan bir ara gözünü açmış. Bir de ne görse beğenirsiniz kaplumbağa neredeyse yarışı bitirmek üzereymiş. Hemen fırlamış rüzgar gibi koşmaya başlamış. Ama ne çarekaplumbağaya yetişememiş.
Böylece tavşan yarışı kaybetmiş. Aldırış etmemenin cezasını çekmiş. Kaplumbağa ise düzgün adımlarla durmadan yürüdüğü için yarışı kazanmış.

Kurt ile At

Kurdun biri bir tarladan geçiyormuş boydan boya arpa görmüş. Kurt ne yapsın arpayı? Yiyemez ki! Bırakıp gitmiş. Yolda Önüne bir at çıkmış. Onu görünce: “Ben de seni arıyordum/’ demiş; “şurada arpa buldum ama yiyemedimsana sakladım bayılırım senin dişlerinin gıcırtısına. Gel sen ye ben de seyredeyim.” At kanmamış bu sözlere: “Yahu” demiş “ben kurtları bilmez miyim? Sen arpa yiyebil-seydin karnını doyurmak zevkini bırakır da kulaklarının zevkini düşünür müydün?” demiş.
yaratılışlarından kötü olanlar kendilerine iyilik ediyormuş gibi bir süs verseler de gene kimseyi kandıramazlar.

Hasta Adam ve İtfayeci

Evvel zaman içinde çıkan bir yangında evde bulunanları kurtarmak için içeri giren bir itfaiyeci hasta bir adamla karşılaştı.
"Kurtarma beni dedi" dedi hasta adam. "Güçlü olanları kurtar."
"Bana nedenini açıklayabilir misiniz lütfen?" diye sordu itfaiyeci bu işi gönüllü olarak yapan biriydi.
"Bundan daha adil bir davranış biçimi olamaz" dedi yaşlı adam. “Her durumda güçlü olanlar tercih edilmeli onlar dünyanın işine daha fazla yararlar."
İtfaiyeci hastanın söylediklerini bir süre düşünüp tarttı felsefe ile az çok ilgisi olan bir adamdı. "Pekala" dedi sonunda bu arada çatıdan bir parça çatırdayarak inmişti odaya; “fakat bu sohbetimizin hatırına bana söyler misinizen önemli işlevi nedir güçlü olanların?
"Çok basit" diye karşılık verdi hasta adam; "güçlülerin en önemli işlevi zayıflara yardım etmektir."
Söyledikleri itfaiyecinin üstünde etkili oldu iyiden bir adamdı içinde hiçbir kötülük yoktu. “Hasta olduğunuz için sizi anlayabilirim” dedi neden sonra duvarın bir bölümü daha gürültüyle yıkıldı o esnada “ama bu kadar aptal olmanızı bağışlayamam.” Son derece adil bir insandı baltasını olanca hızıyla kaldırıp yaşlı adamı yatağına mıhladı.

Tövbekar

Adamın biri ağlamakta olan bir gence rastladı. “Niçin ağlıyorsun?” diye sordu.
"Günahlarım için ağlıyorum" diye cevap verdi delikanlı.
"Başka işin mi yok be oğlum!" deyip geçti gitti adam.
Ertesi gün yeniden karşılaştılar. Delikanlı yine oturmuş ağlıyordu. "Bugün neden ağlıyorsun peki?" diye sordu adam.
"Ağlıyorum çünkü bir lokma yiyeceğim yok" diye karşılık verdi delikanlı.
Başını salladı adam "Nedense biliyordum işin buraya varacağını".

Tilki ile Üzümler

Tilki çok acıkmış ve bir bağa girmiş. Üzümlerin iştah açıcı görüntülerine bakarak karnını doyurmak İstemiş. Ancakbîr türlü yetişip de o güzelim üzümlerden koparıp yiyememiş. Bu sefer de “önemli değil canım nasıl olsa hepsi ekşiydi”demiş.
Elde edemediğimiz bir şeyi kötülemek çok kolaydır.

Linkback: https://www.buyuknet.com/fabl-ornekleri-t43300.0.html

KÖLE ve ASLAN

Vaktiyle bir köle kaçıp ormana sığınmış.Etrafta gezinirken,iniltiler içinde ızdırap çeken bir aslan görmüş.önce korkup kaçmaya yeltenmiş.Fakat aslanın yerinden hiç kıpırdamadığını,yalvaran gözlerle kendisine baktığını görüp durmuş.Aslan kanayan pençesini uzatıyormuş ona.Köle dikkatlice bakınca, aslanın pençesine büyük bir dikenin saplandığını görmüş.Dikeni çıkarıp yarayı temizleyen köle,gömleğinden kopardığı bezle de iyice sarmış.

Rahatlayan aslan ayağa kalkıp kölenin ellerini yalamaya başlamış.Sonra da önüne düşüp yaşadığı inine götürmüş.Her gün yakaladığı avları ine taşıyıp,köleye yardım ediyormuş.

Bu beraberlikleri uzun sürmemiş.Ormana gelen avcılar ikisini de yakalamışlar.Ayrı kafeslere kapatıp günlerce aç bırakmışlar onları.
Kralın da hazır bulunduğu bir gün kafesin ağzı açılmış.Aslanın köleyi nasıl parçalayacağını herkes merakla bekliyormuş.Büyük bir iştahla saldıran aslan,kölenin yanına gelince onu tanımış.Önünde bir köpek sadakatiyle durup ellerini yalamaya başlamış.
Kral bu duruma çok şaşırmış.Köleyi yanına çağırıp bütün hikayeyi dilemiş ondan.Anlatılanlardan çok etkilenen kral,kölenin affedilmesini,aslanın da ormana salıverilmesini emretmiş.

ŞAHİN İLE HOROZ

Şahin, tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve “Biraz kestireyim.” diyerek iyice yayıldı.
Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce rahatladı.
Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
- Hah hah hah hah, diye gülmüştü.
Horoz, “O da kim?” diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
- Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır.
Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
Şahin hâlâ gülüyordu:
- Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle?
- Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok.
- Kim kovalıyordu seni?
Horoz:
- Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki çiftlikte yaşıyorum.
- Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı?
Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra:
- Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç?
- Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak?
- Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl güvenebilirim?
Beydeba, Kelile ve Dimne



 
Etiket:
Fabl Örnekleri  kısa fabl örnekleri  fablın dil ve anlatım özellikleri  komik fabl örnekleri 2017  fabl hikaye örnekleri  kısa fabl hikayeleri  fabl örneği kısaca  bilinmeyen fabl örnekleri  fabl uzun  fabl öğrenciler 

Bu bilgi size yardimci oldu mu?

Evet Hayır

Fabl Örnekleri
(Ortalama: 5 üzerinden 1.00 , 311 Oy)


Konu Hakkında Görüşün Nedir? Olumlu yada olumsuz Eleştirileriniz.


Turkiyenin baskenti neresidir. kucuk harfle yazin.:

Fabl Örnekleri

Fabl Örnekleri »Fabl Nedir Öykünce ya da fabl içinde bir ders ya da öğüt bulunan öyküdür. Yazar genellikle bu dersi öykünün sonunda 'gülme komşuna